Kadınların isyanı Türkiye’de umudu ateşliyor…

 

adınlar 8 Mart’ta, son yılların en kitlesel yürüyüşünü gerçekleştirdi. Artık geleneksel hale gelen “Feminist Gece Yürüyüşü”nün onaltıncısı İstanbul’da, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde gerçekleşti. Binlerce kadın ‘Dünya Kadınlar Günü’nedeniyle düzenlenen yürüyüşte bir araya geldi. Yağmur ve soğuk havaya rağmen sloganlar, zılgıtlar, düdükler ve halaylar eşliğinde talepler dile getirildi.

İstanbul Taksim’de bulunan Fransız Kültür Merkezi’nde bir araya gelen kadınlar  “Hayatımız, isyanımız, mücadelemiz: Feminizm” sloganıyla Tünel’e doğru yürüdü. Heyecan veren bir coşkuyla gerçekleşen yürüyüş boyunca İngilizce, Ermenice, Türkçe, Kürtçe, Yunanca, Almanca, Fransızca ve Arapça dövizler taşındı. Tünel’de son bulan yürüyüşün ardından da bir açıklama yapıldı.

3 dilde yapılan açıklamada şu görüşler yer aldı: “…Karşımızda kadın düşmanlığının, ırkçılığın, faşizmin çırpınışları var. Her gün emeğimizi, cinselliğimizi, bedenimizi sömürmenin yollarını; bize tüm dünyanın bakım emeğini yıkarak, doğurganlığımızı kontrol altına almaya çalışarak, bizi maddi ve manevi eşitsiz koşullara mahkûm ederek, cinsel yönelimi tek, cinsiyet kimliğini ikiden ibaretmiş gibi yaparak, 'hiza'ya getirmek için şiddete maruz bırakarak, çocukları taciz ederek, hayatlarımızı erkek egemen ve dini kurumlara teslim ederek, sınırları kendi çizip ihlalinin ne zaman meşru olduğunu kendi belirleyerek, iktidarını kuramadığında silahına davranarak arayan bir düzen var. Kadınları karar alma mekanizmalarından dışlayan, bizlere istemediğimiz bir hayatı dayatan erkek egemen bir düzen var.

Artık yeter demek çok yersiz. Çokça zamandır yeter. En baştan beri yeter! Biz bugün burada bu düzene seslenmek için değil, bu düzene karşı bir yol önerdiğimiz için toplandık. Bizi korkuyla, şiddetle, savaşla, tatlı dille, aile masalıyla terbiye etmeye çalışan düzene feminizmle direniyoruz, mücadele ediyoruz, isyan ediyoruz.!..”

İLERİCİ KADINLAR DERNEĞİ (İKD)

8 Mart’ta kadın hareketinin gerçekleştirdiği bu görkemli yürüyüş, bende yıllar öncesinde Türkiye Komünist hareketinin, tarihi Türkiye Komünist Partisi (TKP) eliyle örgütlediği, izleri bugünlere dek uzanan; ender kalıcı miraslardan biri olan İlerici Kadınlar Derneği (İKD) hareketini hatırlattı.

 

Tarihi TKP; “1973 Atılımı” ile ülke içinde yığınsal olarak örgütlenmeyi gerçekleştirirken, kadın hareketi konusunda da parti kadroları içinde çok ciddi tartışmaların gerçekleştiğine bizzat tanık olmuştum.

O tarihlerde Türkiye soluna egemen olan Stalinci anlayışın en indirgemeci yanı; “tüm sorunların sosyalizmin kurulması ile çözüleceği” tezinde gizli idi. O nedenle de TKP içinde kadınların ayrı örgütlenmesi çok ciddi tartışmalara ve çatışmalara sahne olmuştu. O anlayışa göre; kadın sorunu da bir “sınıf sorunu” idi. Sınıf sorunu sosyalizmle hallolunca, kadın sorunu da zaten kendiliğinden çözümleniverecekti.

Ne gerek vardı ayrı örgütlenmeye!

Ama ne olduysa,oldu; tüm bu tartışmalara ve kadınların ayrı örgütlenmesine ayak diretilmesine rağmen, 1975 yılında İlerici Kadınlar Derneği (İKD) kuruluverdi.

Bakiye Beria Onger’in başkanlığına getirildiği ve 12 Eylül 1980 darbesiyle kapatılana dek de başkanlığını yürüttüğü İKD, ülke çapında yepyeni bir örgütlenme şekli geliştirdi. Kadınların, kadın olmaktan doğan muazzam sorunlarını dile getirmeye başladı. Kadınlar hangi sınıfa mensup olurlarsa olsunlar, erkek egemen düzenlerde cinsiyet ayrımcılığıyla karşı karşıya olmalarından kaynaklı mağduriyetlerine özel vurgu yaptılar.

İyi de yapmış olmalılar ki; bugünkü kadın hareketine ve feminist harekete devralacakları önemli bir miras da bıraktılar.

1975-1980 yılları arasında faaliyet gösteren İKD, 1980 darbesine giden süreçte “tehlikeli” kabul edilen ve kapatılan ilk örgüt oldu. O dönem genelde tüm legal faaliyet gösteren örgütler arşivlerini yakıp imha ederken, İKD örgütünün arşivleri üyelerinin evinde saklanarak günümüze kadar gelmeyi başardı.

Hatta, bu özverili tutum sonunda, Tarih Vakfı'na bağışlanan arşivler geçtiğimiz yıllarda Muazzez Pervantarafından "Kırmızı Çatkılı Kadınların Tarihi" ismiyle kitaplaştırıldı…

İşte, bugün de Saray iktidarını ve ondan nemalanan destekçilerini en çok korkutan ve tedirgin eden de; onca saldırıya, cinayete karşın hızla gelişmekte olan Türkiye’deki kadın hareketi. Bakın bu durumun somut örneklerini saray bültenleri her gün sık sık karşımıza koyuyor. Bunlardan en cüretkârı da tabii Akit gazetesi. İşte bir örnek.

Geçtiğimiz günlerde Akit gazetesi yazarlarından Ali Osman Aydın "Erkekler Kadınların Rehinesi mi?" başlığıyla yayınladığı yazısında önce kadınlarla ilgili sözleri nedeniyle tepki çeken Nurettin Yıldız ve İhsan Şenocak'ı savunmuş ve bu iki isme “kadın istismarcısı lobi tarafından kara propaganda ve linç yapıldığını” iddia etmişti. Bu kişi, işi daha ileriye götürerek; “kadına yönelik şiddeti suç sayan kanun maddelerinin de aileyi parçaladığını” ifade etmişti. Bununla da yetinmeyen ve hızını alamayan bu zat; “kadın erkek eşitsizliğinin” de çok faydalı bir şey olduğunu” şu sözlerle dile getirmişti:

“…Bugün ülkemizde cinsiyet eşitliğinin en yüksek olduğu iller İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Muğla, Bursa… Ne var ki boşanma oranlarının en yüksek olduğu iller de, yine aynı… (Bunda çalışan kadınların çalışmayanlardan daha mutsuz olmalarının payı var mıdır modernistler daha iyi bilirler.) Üstelik kadın cinayetlerinin en yüksek olduğu iller de yine “eşitliğin” en yüksek olduğu iller… Demek ki “eşitlik” ile “aile kurumu” arasında sağlıksız bir ilişki söz konusu…

Fakat ne hikmetse cinsiyet eşitsizliğinin daha yüksek olduğu yerlerde, yani orta ve doğu Anadolu’da boşanma oranları daha düşük… Hem de kadınlar, “eşit” hemcinslerinden daha mutlular istatistiklere göre… Kadın cinayetleri mi? Neredeyse sıfıra yakın…”

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne de atıfta bulunulan yazı şöyle sonlanıyor; “Maazallah propagandaya dur diyen, sağduyudan bahseden, dini bir çözüm öneren kim olursa olsun yanıyor. Kadınlar gününde, kadınlar kullanılarak, kadın diye diye, kadının yapayalnız kalacağı geleceğin temelleri atılıyor. Mazlum kadınlar, aileler, erkekler ve suçsuz din adamları da bu korkunç geleceğe kurban ediliyor…"

* * *

Akit’in bu tutumuna kamuoyu yabancı değil. Bu “bülten”, 8 Mart ertesi de kendisinden bekleneni yaptı elbette. Akit, kadınların görkemli 8 Mart gece yürüyüşünü “Bu arsızlığa kim dur diyecek” manşetiyle hedef gösterdi ve yürüyüşe katılanları da 'ahlaksız güruh' olarak niteledi. Manşetten verdiği haberinde şu ifadeler yer aldı: “İstanbul Taksim Meydanı önceki akşam ‘feminazi’ ayinine sahne oldu. CHP, HDP ve Mor Çatı gibi sözde kadın STK’larının örgütlediği feministler, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bahanesiyle her türlü rezaleti sergilediler. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun da katıldığı yürüyüşte iğrenç sloganlar atıldı, ahlak dışı pankartlar açıldı…"

* * *

Kim ne derse desin, kim hedef gösterirse göstersin; kadınların direnişi ve isyanı büyüyerek sürüyor. Bu isyan, Türkiye’de umudu da ateşliyor…

Korkunun ecele faydası yok elbette: “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop. İnadına isyan, inadına özgürlük!..”

Kolay gelsin!