Kara propaganda ; Ergenekon ve sendikal haklara müdahale...

 Yalçın Ergündoğan - 02/02/2009 10:48:38 (713 okunma)


Kara propaganda ; Ergenekon ve sendikal haklara müdahale... 

1970’li yılların son çeyreğiydi. 20’li yaşlarda idim. O yıllarda başıma gelen bir olayla Türk Metal Sendikası ile somut olarak tanıştım. Daha doğrusu ‘Türk Metal gerçeği’ ile... Geçtiğimiz günlerde ‘Ergenekon Terör Örgütü’ (ETÖ) soruşturması kapsamında sendika aranıp, yöneticileri gözaltına alınıp, sonrasında da genel başkanı Mustafa Özbek tutuklanınca belleğim beni birden o yıllara götürdü.

* * *

12 Mart faşist darbesini yemiş Dev-Genç kökenli geniş bir çevre ile birlikte İzmir’de Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP)’nde örgütlenmiştik. Kişisel tarihimi oluşturan politik serüvenimde henüz “Öncü Hareketi” adıyla bağımsız grup olduğumuzu ilan edip, aynı adlı gazetemizi de çıkarıpTSİP’ten ayrılmamıştık. Tarihi Türkiye Komünist Partisi(TKP)’ne de henüz katılmamış, hatta epeyce de mesafeli idik. Kemal Türkler, Türkiye Maden-İş Sendikası’nın ve DİSK’in Genel Başkanı idi. Türk-İş’in devlet destekli ve güdümlü “sarı” sendikacılığına karşı, DİSK’in demokratik sınıf ve kitle sendikacılığının bayrağının yükselmeye başladığı yıllardı. Biz de ilişkide olduğumuz işçilerin, DİSK’e bağlı sendikalarda örgütlenmesine katkı yapmaya çalışıyorduk. Dev-Genç kökenli TSİP’li yakın arkadaşım Aybey Takan, büyük bir özveriyle, özellikle maden işçilerinin örgütlenmesiyle uğraşıyor, epey de mesafe alıyorduk. ‘Korku’ ve ‘yılgınlık’ nedir bilmeyen kendi çapında ‘kahramanlar’ gibiydik adeta. Derken çalışmalar ilk ürünlerini vermeye başlamıştı. Ve ardından da ‘direniş’ patlamıştı...

Evet, İzmir’in o yıllardaki en büyük fabrikası BMC’de işçiler, DİSK’e bağlı T. Maden-İş Sendikası’na geçmek üzere direnişe başlamışlardı. Politize olmuş büyükçe bir grup öncü işçi, demir kapıları içerden kaynaklayarak kendilerini işletmenin içine hapsetmişti. (Gerçi bu anlamda değişen pek fazla bir şey olmadı Türkiye’de ama, özellikle o yıllarda sendikalaşmak hele de DİSK’e bağlı sendikalara geçmek büyük direnişleri gerektiriyordu.) Yani gönül rızası ile sendikaya üye olmak yetmiyordu. İşte o gelişme ve olay üzerine, oturduk güzel bir bildiri hazırladık TSİP İzmir İl Örgütü imzalı ve atladık gittikBornova Pınarbaşı’nda kurulu BMC fabrikasının önüne. Zor yoluyla ya da çeşitli baskılarla kandırılıp çalıştırılan işçilerin dağılma saatinde, işçiler servis otobüslerine binerken biz de bildirileri dağıtıp işçilere ‘gerçeği’ gösterecek, direnen işçi arkadaşlarına katılmaya çağıracaktık. Fakat o da ne?Aybey’le ben, elimizdeki bildirileri işçilere dağıtmaya yeni başlamıştık ki, yanımızda beliren kabadayı kılıklı adamların emir kipindeki “uzaklaşın lan”, “kaybolun” uyarılarıyla irkildik. Kendi çapında birer “kahraman”dık ya. İki kişi olmamıza rağmen diklendik tabi...

Elimizdeki bildiri tomarını almaya çalıştılar. Biz de ani bir refleksle, servis otobüsünün birine Aybey diğerine de ben atlayıp elimizdeki bildirilerin ziyan olmasına izin vermeyerek işçilerin üzerlerine fırlattık.

Tabi bir yandan da, “direnen sınıf kardeşlerinize katılın” şeklinde bağırmayı ihmal etmedik. İşçilerden biri, bir eliyle bildiriyi alır, korkarak cebine koyarken, fısıldayan bir sesle bizi de; “dikkat edin, Türk Metal’in adamları bunlar, bellerinde silah var!” şeklinde uyardı. Gerçekten silahlıydılar. Bizimse, elimizdeki bildirilerimiz ve güçlülüğünü haklılığından alan direngen ruhumuzdan başkaca üzerimizde herhangi bir savunma aletimiz yoktu... Dakikalar içinde yaşanan bu hareketlilikte elimizdeki bildirileri, işçilere savurmamız üzerine önce ‘havaya ateş’ başladı. Aybey’le ben kaçıştık tabii. Ama bir türlü eylem yerimizi terk etmek de istemiyorduk. Fabrikanın hemen önündeki ormanlık araziye daldık. Üzerimize doğru yönelen ateş ve kurşun yağmuru altında, işçilere oradan da seslenişimizi sürdürüyorduk: “Sınıf kardeşlerinizin direnişine katılın, içerdeki kardeşlerinize yiyecek yemek, ekmek götürün!...” Bizim haykırışlarımız ve peşimizdeki “azgın silahlı çetenin” kovalamacası tırmandığımız dağlarda bir köy kahvesine sığınmamıza dek sürdü...

* * *

Devlet destekli ve güdümlü ‘sendikacılığın’ militan örneğinin ve ‘serveti dudak uçuklatan’ başındaki kişinin ilişkiler ağını, Ergenekon davası sürecinde daha yakından göreceğiz umarım. Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in tutuklanması sonrası televizyonlarda "kara propaganda" yapmakla kendini görevli sayan çevrelerin ve Özbek'in işbirlikçilerinin “sendikalara karşı operasyon”, “sendikacılığa ağır darbe” gibi laflar edenlerin maskesini düşürmeye yetmez elbette ama, benim Türk Metal’le tanışmam işte böyle oldu. İlerdeki yıllarda yaşadığım, kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen tanıklıklar ise oldukça kabarık...

Kökleri, ‘karanlık ve derin bir cinayet’e kurban giden DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in kurucusu olduğu ve 12 Eylül faşist rejimi tarafından kapatılan T. Maden İş Sendikası'na uzanan bir sendika var bugün faaliyette. Uğradığı baskılar, kapatılma serüvenleri ile yok edilip adeta yeniden dirilen ve sonunda Birleşik Metal İş’e dönüşen (T. Maden İş Sendikası) sendikanın; onca ‘gürültü’ arasında duyulmayan “Özbek ve hanedanının çöküşü metal işçilerinin kurtuluşu olacaktır...” başlıklı 22 Ocak 2009 tarihli açıklamasından bir bölümü, ‘ibret belgesi’ olarak buraya alıyorum. Olan bitenle ilgili kaleme alınan bildirinin üzerine, bilmem fazla söze ve yoruma gerek var mı?

Sendikalar işçilerin sermayeye karşı haklarını almak ve geliştirmek için kurdukları yasal örgütlerdir. Bir başka deyişle sendikaları emekçilerin kalesidir. Bu anlamda sendika kavramının özellikle 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrasında maksatlı ve sistemli bir biçimde kirletilmeye çalışıldığı, bazı sendika ve sendikacıların da buna alet edildiği çok iyi bilinmektedir. Türk Metal- İş Genel Başkanı Mustafa Özbek ve bazı yöneticilere yönelik yapılan operasyonların, 'bir sendikaya yapılan saldırı' olarak algılanması bu ülkede gerçekten de tüm zorluklara rağmen işçilerin ekmekleri, hakları ve insanca yaşamaları için mücadele eden bizim gibi sendikalar ve sendikacılar için büyük bir ayıp olacaktır. (...) İşverenlerin, işçileri işten çıkartmasına göz yuman, örgütlenmesini işçilerin talepleri üzerine değil, işverenlerin beklentileri ve çağrıları üzerine kuran, işçi aidatlarını adına kurduğu vakıf üzerinden kullanan, bazı iddialara göre ise, sahibi olduğu Avrasya televizyonu için aldığı reklamlar karşılığı on binlerce işçinin hakkını işverenlere peşkeş çeken böyle bir anlayışın sendikacılıkla ve sendika adıyla anılmaması gerekir. (...) Söz konusu operasyonlar sonucu ortaya çıkan tabloda bizi üzen, bu kişilerin gözaltına alınmaları değil, tam tersine bu kişilerin bir sendikacı olarak anılarak sendika ve sendikacı kavramalarının kirletilmesidir. (...)Özbek hanedanlığının yıllardan beri uyguladığı baskılarla işverenlere teslim ettiği on binlerce metal işçisinin kesemediği cezayı, bugün yargı kesecektir...”