ÖDP: ‘Kırılma’dan, ‘yarılma’ya...

 Yalçın Ergündoğan - 09/02/2009 12:55:58 (527 okunma)


ÖDP: ‘Kırılma’dan, ‘yarılma’ya... 

Özgürlük ve Dayanışma Partisi ÖDP’de görünür, somut çatlama, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın DTP’nin desteklediği “Bin Umut Adayları” arasında Milletvekili seçimlerine katılmaya karar vermesi ile başladı. 12 Eylül öncesi Türkiye sol hareketi içinde sayısal anlamda en büyük grubu oluşturan ‘tarihi DEV-YOL’ hareketinin devamcısı olduğunu ileri süren geçmişteki ‘kahramanlıklara’öykünen, geçmişi kendine referans alan grupla, kendileriyle ayni siyasi gelenekten gelip de, bunun böyle gitmeyeceğini ifade eden, çağa uygun yeni politikalar üretilmesinden yana olan grup, epeydir içten içe sürdürdüğü tartışmayı noktaladı. Bu grup, partideki bağımsız sol unsurlarla birlikte Ufuk Uras’ın 22 Temmuz 2007 seçimlerindeki adaylık kararına omuz verdi. İçten içe süren ilk ‘kırılma’ böylece boy verdi. (ÖDP'deki son dönem kırılmalar yazı konusudur.) Uras’ın “solun ortak adayı” olarak milletvekili seçilmeyi de başararak meclise girmesi kendisini sonradan “Devrimci Dayanışma“Devrimci Dayanışma” olarak adlandıran parti içindeki AB tartışmaları sırasında (daha sonra başka konularda da) “ne evet, ne hayır” tavrının ortaya çıkardığı “HAVET”çiliğin ısrarlı temsilcisi “abi”lerin tepkisinin doruğa çıkmasına neden oldu. On yıllar sonra, sosyalist kimliği ileTBMM’ye bir vekilin girmesinin, vekile kazandıracağı toplumsal meşruiyet, tanınmışlık ve sözü dinlenirlilik ‘korkusu’(!) gelenekçi kanadın “abi”lerinin canını iyice sıkan bir unsur olarak gelişmelerin arka planına eklendi. Seçilmiş bir milletvekili ağırlığı ile Uras’ın partisine (Uras, bağımsız adaylık yasal prosedürü gereği partisinden istifa etmişti) yeniden Genel Başkan olma isteği ile geri dönmesi bu kanadın tepesine göre, adeta partideki“abi”liklerinin sona ermesi anlamına geliyordu. Milletvekili seçilmiş Ufuk Uras’ın başkanlığa geri dönüşüne, açık fiili direniş böyle başladı. Her ne kadar “keskin sol” sloganlarla süslü olsa da, gelenekçi grubun tutumu ve duruma göre sergilediği politikalar fiili olarak (Stalin esinlenmeci) “kimlik politikasına karşıyız” söylemi ile de pekişince, “milliyetçi”, “ulusalcı” öğelerle üst üste oturur hale geldi. Ergenekon’a karşı takınılan ‘yiyin birbirinizi’ politikasına giden yolda “Bağımsız Ortak Aday”ın seçim kampanyasına dahi katılmayan bu unsurlar, Ufuk Uras’ın yeniden Genel Başkanlığa dönmek istemesi ile toplanan ÖDP olağanüstü kongresinde Milletvekili Uras’ın karşısına (devletin bile memurlarına siyasete girme, kaybetme halinde -aynı- 'görevine geri dönme' hakkını tanıdığı düşünüldüğünde) en hafifinden ‘siyasi etik’ yok sayılarak, bir başkasını aday gösterdiler.Uras o kongrede genel başkanlığı kazansa ve epey bir güç biriktirse de, Parti Meclisi (PM)’nde elde edilen sonuç, geçtiğimiz hafta yapılan Genel Kurul’da da muhafaza edilen (Parti içi platformlardan) Devrimci Dayanışma: 32, Özgürlükçü Sol: 28 şeklinde oluştu. Uras’ın milletvekili seçildikten sonra yeniden Genel Başkan olabilmesi için ÖDP’de kongre toplanmasına ve ardından da son yarılmayı çözmek için toplanan kongreye ilişkin son Genel Kurul’da temsil ettiği grubun kızgınlık dolu fikriyatını Hayri Kozanoğlu şu cümlelerle ifade ediverdi: “Genel Başkan bir acze düşerek kongreye girmemize üç kala, kışın ortasında buralara getirdi. Artık Genel Başkanın değişen isteklerine göre, yılda üçüncü kez olağanüstü kongreye gidiyoruz. Dolmuşa bile bu kadar sık binilmez...” (1 Şubat 2009)

AB ’KIRILMA’SINDAN, ERGENEKON ‘YARILMA’SINA

AB konusunda Türkiye’nin en temel kırılması ÖDP’yi ve solu nasıl sarstı ise, AB direncinin (demokrasi eksenli Kürt sorunu ve diğer talepler) ülkede yeniden hızlandırdığı “darbeci/cuntacı” yapılanma sürecinin “Ergenekon Terör Örgütü”yle birleşmesi ve girişimlerin kısmen açığa çıkması, beraberinde devletin diğer yüzünün toplum nezdinde daha görünür olması ülkedeki kırılmayı bir “yarılma”ya dönüştürdü. Tabii solda da, ÖDP’de de. Biliyorsunuz, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras; ÖDP Genel Başkanı sıfatı ile yaptığı “Türkiye Solu uzun süredir tarihinin en ciddi krizlerinden birini yaşıyor. Kurucu Genel Başkanı olduğum ÖDP de bu krizden payına düşeni alıyor” şeklindeki tespiti ışığında, parti tüzüğünün kendine verdiği yetkiyi kullanarak ÖDP’yi Olağanüstü Genel Kurul’a götürdü. Tabii, Uras’ın ÖDP’yi Olağanüstü Genel Kurul’a götürmesine neden olan en temel çatışma, “ÖDP'de Ergenekon'a sıcak bakanların bulunduğuna” ilişkin tespitini çeşitli gazetelerle paylaşması üzerine yaşandı. Kendi ifadesine göre, Uras kongreyle; “ÖDP’nin politik sorumluluklarını yerine getirebilmesi için, merkez karar organlarında ortaya çıkan uyumsuzluğu” gidermek istiyordu. Tabii, "Özgürlükçü Sol” ekibe muhalefet eden grubun Uras’ı “çatı parti”ci ilan etmeleri falan da, tartışmalarda kullanılan argümanlar arasında yer aldı. Geçtiğimiz hafta (1 Şubat 2009) gerçekleşen ÖDP’nin Olağanüstü Konferansı ve Kongresi sonuçlandı.

Milletvekili Uras, partisini kendi eliyle götürdüğü kongreden ÖDP Genel Başkanlığını kaybederek çıktı. Daha önce, bir ‘haberci’ gelişme de Karadeniz kıyısındaki Artvin’in şirin ilçesi Hopa’da yaşandı. Aynı durum, Hopa’da başarıyla Belediye Başkanlığını sürdüren, kendisine duyulan sempati ilçe sınırlarını çoktan aşmış sosyalist Yılmaz Topaloğlu’nun başına geldi. Sosyalist Topaloğlu’nun Belediye Başkanlığı serüveni de Hopa parti örgütündeki ‘egemen zihniyet’ tarafından ‘tasfiye’ edilmesiyle son buldu. ( Topaloğlu, daha önce de -partiden ihraç istemiyle- aynı grup tarfından disiplin kuruluna verilmişti.)

Kongrede adaylığını açıkladığı konuşmasında belirttiği gibi Hayri Kozanoğlu, “Raydan çıkan treni tekrar yola sokabilmek...” için başkanlığı devraldı. Şimdi ÖDP yönetim mekanizmalarına, büyük ve saygı değer bir tarihsel sol hareketin geçmişteki 'kahramanlıklarına' öykünen, onlarla avunan, Türkiye tarihinin en önemli eşiklerinde iken buna yönelik politika üretemeyen, muhafazakâr ve özünde 'sağ' bir anlayış egemen.

7 Ocak 2009 tarihli BirGün’deki yazısında Oğuzhan Müftüoğlu’nun yoruma gerek olmaksızın açıkça ifade ettiği (küçük olsun, benim olsun) dileği gerçek oldu: “Varsın ÖDP bu gün zayıf ve etkisiz bir konumda bulunsun; köklü bir düzen değişikliği hedefiyle devrimci politik bir hat izleyerek kendi özgücüne güvenerek emekçi kitlelerle kucaklaşmanın yolunun bulunabileceğine inananlar da bu yolda yürümeye devam etsinler...”

PARTİ BAŞKANI DEĞİL AMA MİLLETVEKİLİ

Hatırlamakta yarar var. Ufuk Uras, 22 Temmuz 2007 Milletvekili genel seçimlerinde yüzde 3.85 oranında 81.486 oy alarak İstanbul 1. Bölge'den“solun ortak bağımsız milletvekili” olarak 23. dönem meclisine girmişti. Yani Uras, sosyalist kimliği ile, partisinin ülke genelinde aldığı oydan çok daha fazlasını sadece İstanbul’un 1. bölgesinden elde ederek meclise girmeye hak kazanmıştı. ÖDP’deki son gelişme, Uras’ın milletvekilliğini sona erdirmedi elbette. Seçmenlerine verdiği taahhütler de geçerli. Uras’ın partide ‘dengeleri koruyacağım’ endişesi (belki de mazereti) de yok artık (ya da seçmenlerinin beklentisi o). Eli daha rahat. Daha serbest hareket etme imkanına sahip. Bu durum belki Uras’a, ‘üstü örtülü’, ‘ortalamacı’konuşmanın, kendisine verdiği zararların da farkına vardırtır. Böylelikle -yine, belki- Uras, seçmenlerinin, kendini baskı altında hissedenlerin, özgürlük talepleriyle, her geçen gün yeni Türkiye’yi muştulayanların nabzını daha iyi tutar ve daha net bir politika izleme olanağını yakalar. Uras’ın izleyeceği politika ve alacağı tutum artık ÖDP ile bağlantılı olmak durumunda değil. Uras’ın milletvekili olarak politikası toplumsal muhalefetin talepleriyle daha net örtüşürse; eskisinden daha fazla ses getiren kalıcı, dönüştürücü işler yapma olanağına sahip olması mümkün.

Bu olanak da eskisinden ders çıkarmış, özgürlükçü, çoğulcu, enternasyonalist, cinsiyetçi ve türcü olmayan, ‘yeni bir sol seçeneği’ yaratabilir. Mümkün ve gerekli olan da budur.