‘Onlardan geriye sadece giysileri kaldı...’

Yalçın Ergündoğan - 10/09/2010 16:17:52 (344 okunma)



‘Onlardan geriye sadece giysileri kaldı...’

15 yıldır İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda oturuyorlar. Yıllarca bu meydandan sürüklenerek uzaklaştırıldılar, genç, yaşlı, kadın denmeden coplandılar, biber gazlarına maruz kaldılar. Ama yılmadılar. Sessiz çığlıklarının toplumda yankılanmasını, evrensel hukuka uygun adalet arayışlarını sürdürüyorlar. ‘İntikam peşinde’ olmadıklarını sürekli vurguladılar. Ama kendilerini duyan olmadı…

Derken, son yılların en önemli açıklamaları adeta peş peşe geldi. Ardından da U2 konseri... Önce, ordunun en üst düzeylerinde görev yapan emekli Koramiral Atilla Kıyat "faili meçhuller ve gözaltında kaybedilmeler 'devlet politikası' idi…" açık itirafında bulundu. Ardından da, Anayasa değişiklik paketinin referandumla oylanması öncesi, Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can'dan çok çarpıcı bir saptama gündeme damgasını vurdu: "HSYK olmasaydı, 17 bin faili meçhul olmazdı..."

Taraf Gazetesi de, İHD İstanbul Şubesi ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’ tarafından iğneyle kuyu kazarcasına hazırlanıp belgelenen “Gözaltında kaybedilenlerin öyküleri”ni 10 günlük bir dizi ile kamuoyuna yansıttı.

Ve son olarak da, 6 Eylül Pazartesi dünyanın en ünlü rock müzik gruplarından U2, İstanbul'da Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından gelen müzikseverlere unutulmaz bir konser verdi. İnsan hakları ihlalleri nedeniyle Türkiye'de konser vermeyi sürekli reddeden dünyanın en ünlü rock müzik gruplarından "U2", 3 Mart 1997'de çıkardığı "Pop" albümünün kapağına İngilizce olarak, "Remember Fehmi Tosun 'disappeared' in Turkey October 1995" (Türkiye'de gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun'u hatırlayın) yazarak, gözaltında kaybedilenlerin yakınları ile (Cumartesi Anneleri) dayanışma göstermişti. İşte bu konserde, Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun, çocuklarıyla birlikte U2 topluluğu üyeleriyle buluştu ve Grubun solisti Bono'ya üzerinde; "Relatives of Forced Disappeareds. Appreciate the outstanding support of U2 for the struggle against forced disappearance in Turkey. In the Name of Relatives Hanım Tosun (Wife of Fehmi Tosun)" yazılı bir teşekkür plaketi verdi. Birer de barış işlemeli beyaz atkı hediye etti grup üyelerine. Bono da sahnede Hanım Tosun ve gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun'a armağan ettiği "Mothers of the Disappeared" (Kaybedilenlerin Anneleri) şarkısını seslendirdi.

* * *

Yakılan mumların verdiği ışık altında sergilenen eşyalar arasında, kazaklar, çantalar, pantolonlar, etekler, kitaplar, sevdikleri türkülere ses veren sazlar sergileniyordu... Gözaltına alınıp da bir daha kendinden haber alınamayan kaybedilenlerin anneleri, babaları, eşleri, torunları, yeğenleri de konuşuyordu. Kimi; "Bana onu anlatsana dede. Neden kimse cevap vermiyor? Neden?" diye sordu. Kimi ise; "Çok acılar çektik, başka amcalar ölmesin" diyordu. Konuşmacılar, "Onlardan geriye yalnızca giysileri kaldı" vurgusunu yaparak; “Hukukun koruma şemsiyesi bizleri ve kaybedilen yakınlarımızı değil, failleri korudu. Uzun yıllara yayılan bir süreçte sistemli bir şekilde kaybedilen, çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, anne ve babalarımızın akıbetleri bugüne kadar ısrarla karanlıkta bırakıldı. Bugün, her zamanki vakur sessizliğimizle, yüreklerimiz isyanda!..” deniyordu.

'17–31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası'nın kapanış etkinliğinde İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, "Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu", İstanbul, Tünel Meydanı’nda bir sokak sergisi açmıştı.

Yakınlarımız gözaltına alınırken tanıkları vardı. Yakınlarımız gözaltında sorgulanırken tanıkları vardı. Onları gözaltına alanların da sorgulayanların da kimlikleri biliniyordu.

Bugüne dek yaptığımız tüm başvurularımız sonuçsuz kaldı. Yakınlarımızı sorduğumuz tüm resmi makamların, ‘biz almadık, bizde yok’ şeklindeki klasik cevabı hiç değişmedi…

Uzun yıllara yayılan bir süreçte sistemli bir şekilde kaybedilen, çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, anne ve babalarımızın akıbetleri bugüne kadar ısrarla karanlıkta bırakıldı.

Kaybedilenlerden geriye yalnızca giysileri ve yüreğimizde hiç kapanmayan yaraları kaldı…

Şimdi, onların giysileri ile sokaktayız.

Bakın, sizin oğlunuzunki gibiydi pantolonları, bakın, sizin kızınızınki gibiydi etekleri, bakın, sizin 3 yaşındaki bebeğinizinki gibiydi kazakları, bakın, sizin babanızınki gibiydi çantaları, bakın, sizin annenizinki gibiydi tülbentleri, bakın, sizin kardeşinizinki gibiydi kemerleri, bakın, sizin eşinizinki gibiydi ceketleri,

Bakın, sizin çocuklarınızınki gibiydi defterleri, kalemleri…
" şeklinde vicdanlara seslenerek, insanları, tüm toplumu duyarlılığa çağırıyorlardı.

Asla, ‘kin’ ve ‘intikam’ peşinde değillerdi. Sadece, evrensel hukuka uygun adalet bekliyorlardı…

Başbakan Erdoğan’ın bu etkinlikten haftalar sonra (Temmuz) Dolmabahçe Sarayı'nda sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri ile gerçekleştirdiği toplantıda, gözaltında kayıp yakınları ile ilgili sarf ettiği; “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Cumartesi anneleri birileri tarafından kullanıyor” şeklindeki sözler ise kayıp yakınlarını bir kez daha derinden yaraladı. Kayıp yakınları Başbakan'a; "13 yaşındayken gözaltına alınarak kaybedilen oğlu Seyhan Doğan’ın izini sürerken yaşamını yitiren 70 yaşındaki Asiye Doğan mı kullanıldı? 1995 yılında gözleri önünde kaçırılarak kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun mu kullanıldı? 3 yaşındaki bebek olan Dilek Serin’i gözaltında kaybedenler korunurken, onları arayan insan hakları savunucuları mı kullanıldı? Kayıp yakınlarını düşmanlaştıran bir Başbakan barışın dilini kuramaz..." şeklinde tepkilerini gösterdiler.

ANKARA’YA YÜRÜDÜK, ŞİMDİ DİLEKÇEMİZE YANIT BEKLİYORUZ...

Kamuoyunda ‘Cumartesi Anneleri/insanları’ olarak da anılan ‘Gözaltında Kaybedilenlerin Yakınları’ ile birlikte, hak savunucuları olarak 12 Haziran 2010 Cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı’ndan hareketle Gülsuyu –Tuzla-Gebze-Dilovası-İzmit-Yalova-Gemlik-Bursa-Eskişehir-Polatlı güzergahından yürüyerek 18 Haziran günü Ankara’ya geldik. Diyarbakır, Urfa, Bingöl, Batman, Mardin. Nusaybin’den gelen ailelerle buluştuk. Taleplerimizi TBMM'de görüştüğümüz siyasi partilerin grup başkan vekillerine ve milletvekillerine ilettik. Ayrıca TBMM Başkanlığı'na da bir dilekçe ile başvuruda bulunduk. Gözaltında kaybedilenlerin yakınları ve insan hakları savunucularından Hüseyin Ocak, Kadriye Ceylan, Muzaffer Yedigöl, Mikail Kırbayır, İrfan Bilgin, İrfan Babaoğlu, Adnan Örhan, Meryem Gündem, Nevzat Özgen, Cemal Özdemir, Gülseren Yoleri, Meral Çıldır, Ayşe Yılmaz, Leman Yurtsever ve Yalçın Ergündoğan’ın imzaları ile 21 Haziran 2010 günü TBMM Başkanlığı'na verdiğimiz ve henüz yanıtlanmayan dilekçemizde; “TBMM bünyesinde, gözaltında kayıpları araştırmak ve incelemek üzere; içine insan hakları örgütleri ve kayıp yakınlarının dahil edildiği kalıcı bir komisyon kurulmasını, bu komisyonun; faaliyetine zaman geçirmeden başlamasını” talep ettik.

“Komisyonun faaliyetinin, tüm gözaltında kayıp ve faili meçhul bırakılan cinayetler için, adalet sağlanıncaya kadar devam etmesini, inceleme ve araştırmaları sırasında devlet gizli arşivlerinden de serbestçe yararlanabilmesinin sağlanması ile, çalışmalarının kolaylaştırılmasını” istedik. Dilekçemiz, “bilgi ve belgelere ulaşmada ve açıklamada Meclis iç tüzüğünde yer alan ‘devlet sırrı’ engellemesinin kaldırılmasını, kurulun araştırma ve incelemesi sırasında hazırladığı raporların tamamını kamuoyuna açıklaması ve bu raporların yargısal süreçlere dayanak oluşturmasının sağlanmasını ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in “Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme"sini imzalamasını” da içeriyordu.

Sesonline.net, Marksist.org, evrensel Gazetesi, Açık Radyo, Yaşam radyo, Özgür radyo gibi alternatif medyanın dışında yürüyüşümüz kamuoyuna pek yansıtılmadı. Oysa ki, bizler geçmişiyle yüzleşerek, demokratikleşebilen ülkelerde parlamentonun iradesi ve ısrarı olduğunu milletvekillerine ve parlamentoya bir kez daha hatırlatmak istemiştik. Dilekçemize hâlâ yanıt bekliyoruz.

Şunu iyi biliyoruz ki; bir tek aydınlatılmamış cinayet kalsa dahi, derin yapılar dağıtılmış sayılamaz. O ülkenin geleceği ise; hep karanlıkta kalır.

Haydi, şimdi tam sırası

 Uras,  İstanbul’un 1. bölgesinden  Uras Urasya da seçmenlerinin beklentisi o) Uras ‘üstü örtülü’, ‘ortalamacı’yine, belki Uras Uras ÖDP  Uras

 özgürlükçü, çoğulcu, enternasyonalist, cinsiyetçi ve türcü olmayan, ‘yeni bir sol seçeneği’ yara