Terzi Fikri’nin Fatsa’sından kayyımlı belediyelere

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan ‘Yerel Demokrasi Sorunsalı, Büyükşehir Belediye Meclisleri Yapısı ve İşleyişi’ adlı çalışmanın giriş bölümünde Fikret Toksöz’e ait şu tespitler yer alır:   “İki kutuplu dünyanın yıkılışından sonra hızlanan küreselleşmenin dayattığı neo-liberal politikaların öngördüğü biçimde Türkiye’nin de içinde olduğu yeni sanayileşen ülkeler; kalkınmalarını başlıca üç kaynaktan finanse ediyorlar: Borçlanma, ham madde kaynakları ve kentsel rant. Yeni sanayileşen ülkelerdeki hükümetler, federal veya üniter yapılarına bakmadan ham madde kaynakları ile kentsel rantagöz diktikleri için yeniden merkeziyetçi politikalara döndüler ve bunu sağlayacak yasal, yönetsel ve kurumsal önlemler aldılar…” 

Tabii, yolsuzluk ekonomisi de uygulamanın bir parçası oldu. Türkiye de bu uygulamanın en ağırı ve vahşisi ile karşı karşıya…

* * *

AKP’nin  Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erol Kaya Habertürk gazetesine konuşmuş:  "Direnen belediye başkanı yok, böyle bir şey olmadığını bilin lütfen. Bazı belediye başkanlarımız kendi performanslarının düşüklüğünü kendileri de kabul ediyor." 

 “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Erdoğan ile görüşmek için Binali Yıldırım aracılığıyla girişimde bulunmuş. Öyle iddia ediliyor…” 

“R. T. Erdoğan’ın "sorunlu" dediği belediye başkanları için geri adım atmayacağı konuşuluyor. Bu çerçevede belediye başkanlarının istifa açıklamaları için "eli kulağında" değerlendirmesi yapılıyor…”

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'nin ‘direnç’ göstermeyeceği, parti yönetiminin ‘istifa et’ talebine direndiği öne sürülen Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur'un ise tavrını değiştirmemesi halinde hakkında ‘ihraç’ ve ‘yargı’ sürecinin başlatılacağı da konuşulanlar arasındaymış…” 

Oysa, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ne güzel sorunsuz istifa edivermişti. Ama onun da bir kara kaplı defteri olduğu ve içinde ‘Türkiye Belediye Başkanı’ olarak da tarif edilen otoritenin  talimatları ile yaptığı ’icraatlar’ın  bir bir not edildiği de konuşuluyor ya, neyse...

 

KANLA BASTIRILAN KATILIMCI BELEDİYECİLİK DENEYİMİ

Türkiye’nin artık soluk alınamayacak denli boğucu hale gelen demokrasisiz siyaset ortamında bu haberlerin gündem oluşturduğu şu günlerde,Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol) bir dönemin efsane Belediye Başkanı FikriSönmez’in Fatsa’ya Belediye Başkanı seçildiği gün olan, 14 Ekim’de “Fikri Sönmez Yerel Yönetimler Sempozyumu” düzenledi.  Ben sempozyumun, Hopa’nın solcu Belediye Başkanlarından Yılmaz Topaloğlu, Çamlıhemşin Belediye Başkanlarından İdris Lütfü Melek, Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Fehmi Enginalp ve 2004/2014 yılları arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan HDP Milletvekili Osman Baydemir’in konuşmacı olarak katıldığı ‘Yerel Yönetimler ve Toplumsal Siyaset’ konulu oturumunu izledim. 

Bu vesile ile başkanların kamuoyuna pek de yansımayan, başka gündemlerle boğulan katılımcı belediyecilikve yerel demokrasiyi hayata geçirme çaba ve icraatlerini dinleme fırsatım oldu.

Bir yandan konuşmacıları dinlerken, bir yandan da aklım sempozyuma adı verilen Fikri Sönmez’li yıllara gidiverdi.  Rejimce silinmek istense de hafızalara kazınan katılımcı belediyeciliğe coğrafyamızdan yerel katkıyı, Can Yücel şu dizeleriyle ne güzel tariflemiş: “Terzi Fikri öyle bir giysi dikti ki Fatsa’ya / O Gürcü öyle bir gürledi ki arkadaşlarıyla / Noktalar, noktalı virgüller, askeri operasyonlar / Kimseler çıkaramaz Fatsa’nın sırtından! Emek hakkının sımsıcak çıplaklığını…”

* * *

İşte o “Terzi Fikri” 1938 yılında Ordu’ya bağlı Fatsa'nın Kabakdağı köyünde doğmuştu. Ailesinin geçimine katkıda bulunmak için bir terzinin yanında çıraklığa başlamış, yaşamının sonraki bölümünde de geçimini terzilik yaparak sağlamıştı. Siyasete, ülke sorunlarına ilgiliydi. 1960'lı yıllardan itibaren Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde çeşitli kademelerde görev aldı. Bu yıllarda yükselen gençlik mücadelesine katıldı. Karadeniz bölgesinde emekçi halk örgütlenmelerinde çalıştı. Samsun'dan Trabzon'a dek uzanan bölgede "Fındıkta Sömürüye Son" mitinglerinin düzenleyicisi ve ateşli konuşmacılarından oldu. Gel zaman git zaman, 1978 yılından itibaren devrimci, sol, sosyalist örgütlenmelerin Fatsa’da hakimiyetini sağlaması ile birlikte, 1979 yılında Belediye Başkanı Nazmiye Komitoğlu’nun vefatıyla yapılan ara seçimde, Fatsa’da Devrimci Yol siyasetinin ‘bağımsız’ belediye başkan adayı oldu. Fikri Sönmez'in başkan seçileceğinin yörede anlaşılır olması üzerine 15 Eylül 1979 günü kendisine bir suikast yapıldı. Neyse ki, bacağından aldığı yara ile saldırıyı atlattı. 

Terzi Fikri, 14 Ekim 1979’da yapılan belediye seçimlerinde, daha önce CHP, AP, ve MSP'ye oy verenlerin de büyük bir bölümünün desteğini alarak, diğer tüm partilerin adaylarının aldıklarının toplamından daha fazla oy alarak seçimi kazandı.

Fikri Sönmez, Fatsa'da ilk iş olarak Halk Komiteleri'ni oluşturdu. Fatsa’yı, benzer özellikleri taşıyanları bir araya getirecek şekilde  11 birime ayırdı. Kolları sıvadı.  Sönmez'in belediye başkanlığına seçilmesinden önce Fatsa'nın en büyük sorunlarından biri olan çamurlu yollara ivedilikle son verdi. Kanalizasyon vb. alt yapı hizmetlerini üretti. Maaşlarını alamayan belediye çalışanlarının ödemelerinin düzenli hale getirilmesini sağladı. Karaborsa ve stokçuluktan muzdarip  halkla birlikte, gençleri de yanına alarak mücadele etti. 

Fatsa’daki bu değişim ve yerel demokrasinin hayata geçirilme deneyimi rejimin de dikkatinden kaçmadı. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in; Alevilere yönelik düzenlenen Çorum katliamının ve acısının ülke gündemine oturmasını perdelemek ve hedefe Fatsa’yı oturtmak için sarf ettiği, "Siz asıl Fatsa'ya bakın" sözleri bir işaret fişeği işlevi gördü. Ardından da, Reşat Akkaya'nın Ordu'ya Vali olarak atanması ve  ardından gelen, 11 Temmuz 1980 tarihli  "Nokta Operasyonu" adı verilen devlet saldırısı Fatsa’da filizlenen ama genele sirayet etmesi yüksek olasılık olarak görülen yerel demokrasi ve katılımcı belediyecilik deneyiminin boğulmasını getirdi. Fatsa’da AP, CHP ve MSP İlçe Başkanlarının basına yaptıkları "Ülkenin her yerinde kan var, biz burada huzur içindeyiz. Fatsa'da komünist işgal yok, halk var. Halkın yönetimi var. Fatsa'da ateş ile barut yok, böylesine huzurlu bir yerde olay çıkartmayı neden istiyorsunuz" şeklindeki devlete yönelik açıklamaları da fayda etmedi elbette...

Fikri Sönmez operasyondan habersiz, 11 Temmuz günü bir basın toplantısı düzenleyerek, günlerdir ana akım medyada ve devlet söyleminde Fatsa’ya yönelik; “Komünistler Fatsa’yı ele geçirdi”, “Devlet Fatsa’da yok”,“Dinsizler dini yasakladı”“Halk mahkemeleri kuruldu” benzeri çeşitli suçlayıcı kara propagandaya cevap verme hazırlığını sürdürdüğü sırada gözaltına alındı. Ardından, ağır işkencelere maruz kaldı.  Eylül ayında da gerçekleşen askeri darbe sonrası ise; ortam iyice kötüleşti. Darbeci general Kenan Evren, darbe sonrası çıktığı yurt gezilerindeki  konuşmalarında Fatsa’ya önceden yaptıkları müdahalenin haklılığına vurguya özel önem veriyordu: “Orada Terzi Fikri diye biri çıkmış. Devlet benim diyor. Komite kurmuş. Fatsa'yı o komite yönetiyor. Ne yapılıp, yapılmayacağının kararını halk veriyor. Veya halk adına o komite. Yani kararı devlet vermiyor. Devlet otoritesi sıfır. Devletin kanunları Fatsa'da işlemiyordu…”

*  *  *

Gel zaman, git zaman; işkenceler, cezaevleri, mahkemeler Sönmez’in yeterince önem vermediği, göz ardı ettiği  sağlığını  bozdu. Kalbi, bütün bu yükü daha fazla kaldıramadı ve 4 Mayıs 1985 günü hayata veda etti.

 

KAYYIMLARLA BASTIRILAN BİR BAŞKA BELEDİYECİLİK

12 Eylül darbesi öncesi ve darbe yıllarındaki katılımcı belediyecilik deneyimi ülkede uygulana gelen ‘soğuk savaş yılları’ rejimince Fatsa örneğinde olduğu gibi kanla bastırıldı. 

Günümüzde ise, bir diğer örnek girişim; demokratik, halkların, inançların eşitliği temelli belediyecilik anlayışı ve pratiği de “kayyımlı belediyecilik” ile yok edilmeye çalışılıyor.

Sempozyumda bu yok edilme çabasının zengin  örneklerini Osman Baydemir’den dinledik. Çoğumuzun haberdar bile olmadığı Diyarbakır’da gerçekleştirilen onca katılımcı yerel yönetim uygulamasını görseller eşliğinde anlattı Baydemir. O hoş, akıcı, esprili üslûbu ile öyle bir anlattı ki, yer yer katılımcıları hayrete düşüren trajikomiklikler de hafızalarda yer etti.

Bu yaşanmışlıklardan birini sizlerle de paylaşayım. 

Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığının ilk yıllarında güzel bir yeni yıl tebriği hazırlatıyor. Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak hazırlatılan yeni yıl tebriği vakti gelince doğal olarak, yerli yabancı tüm kurumlara gönderiliyor. Tabii kamu kurumlarına da. 

“Yeni yılınızı kutlarız / Ser sala we pîroz be / Happy new year…” Tebrikler adreslerine vardıktan bir müddet sonra tüm kamu kuruluşlarından, bakanlardan, hepsinden adeta bir ”devlet refleksi” olarak kartlar bir bir iade ediliyor. Gerekçe tahmin edileceği üzere, tebrik kartlarının Kürtçe’yi de içermesi. 

Bu arada, günler geçer. Ama, gönderilen kartlardan bir tanesi iade edilmez. Osman Baydemir sevinir ve morali bozulan Belediyedeki çalışma arkadaşlarını toplar.  Arkadaşlar, der. “Diyarbakır Cumhuriyet Baş Savcılığıkartı iade etmedi. Bu Yargıda bir demokratikleşme adımının varlığına işaret eder. Eğer yargıda böylesi bir demokratikleşme oluyorsa, umudumuzu kaybetmeyelim” diye de ekler. Çalışma arkadaşları bu yorumdan pek tatmin olmamışlardır ama, ses çıkarmazlar. 

Yeni yıl tebrik kartı iade edilmez edilmesine de, bu kez Cumhuriyet Savcılığı’ndan Baydemir’e bir celp kağıdı gelir. Baydemir gereğini yapar ve ertesi gün Savcı’nın makamına gider. Savcı yeni yıl kartından ötürü Baydemir’in ifadesine başvurur. 

Baydemir, Kürtçe’nin ne kadar eski ve köklü ve yaşayan bir dil olduğunu kartta yer almasının da doğal olduğunu anlatmaya koyulur. Fakat savcı, soruşturmanın Kürtçe cümleden ötürü değil, cümlede Türk Alfabesi’nde yer almayan “W” harfinin kullanılmış olmasından ötürü soruşturma yürüttüğünü belirtir. Baydemir aynı kartta yer alan İngilizce cümlede de o harfin kullanıldığını belirtse de savcıyı ikna edemez…

Baydemir, ifadesini alan savcının zaman zaman çeşitli yazılarının ve mesleki bilgi paylaşımlarının yayınlandığı bir internet sitelerinin olduğunu da duymuştur.  Savcıdan “yazılarınızı ben de takip etmek isterim, yazılarınızın yer aldığı sitenin adresini rica etsem”  diye muzipçe sorar. 

Savcıdan “tabii ki” diyerek; www ile başlayan adresi tam almıştır ki; Osman Baydemir cevabını yapıştırır;  “Sayın Savcı, benim yılbaşı kartında bir tane vardı, sizinkinde 3 tane birden…” der.

Yazarın diğer yazıları