Toslanacak duvar...

Yalçın Ergündoğan - 15/01/2009 11:51:33 (277 okunma)



Toslanacak duvar... 

Türkiye bir türlü durulmuyor. Doğrusu, her yanı kokuşmuş, her taşın altından irili ufaklı çetelerin fırladığı, cephaneliklerin ortaya çıktığı bir Türkiye’nin kolay kolay durulması da beklenemez elbette. Hangi gerekçeyle olursa olsun, hangi gücün ittirmesi ile başlarsa başlasın; önümüzde, yıllarca gözlerimizle gördüğümüz, şiddetini ve acısını çok yakınımızda hissettiğimiz ama “bir şey yapamadığımız” çetelere karşı sürdürülen bir mücadele var. Yıllar öncesinde ‘Susurluk kazası’ ile ortaya serilen üstü örtülmüş “çete devlet” yapılanmasının “Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ)”ne dönüşmüş yapısı,cephaneleri ile birlikte gözler önüne seriliyor. Direnen, konumlarını kaybetmek istemeyen devlete nüfuz etmiş yapıya karşın, anlaşılan o ki, mücadele sürecek, çözülme devam da edecek. Mücadelenin yarı yolda kesilmemesi, duraksamaması ya da sonuna dek sürdürülmesi için tüm ‘demokrasi güçleri’nin basıncına ihtiyaç var elbette. 

Şurası artık çok açık. ETÖ, toplumda infial uyandıracak terör eylemleri yaparak, askeri darbeye zemin hazırlamak istiyordu. Kısıtlı da olsa mevcut haliyle yürürlükte olan tüm demokratik hakları yurttaşların, toplumun elinden almaya zemin hazırlama çalışması yürütüyordu. Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ)'nün, planları artık havalarda uçuşan, adeta “geliyorum” diye bağıran “ağır çekim darbe”ye yol açma çabasını kavrayamamak için; en hafifinden ve en masumundan, gözlerimizin tümden kapalı, vicdanlarımızın da köreltilmiş olması gerekiyor. 

* * * 

Ergenekon Terör Örgütü gibi yapılanmaların, örgütlenmelerin bir kitle tabanına ihtiyacı var elbette. Almanya’da Hitler öncesi, Mussolini İtalyası’nda olduğu gibi... “Bu ‘kitle tabanını’ kimler ve hangi hareketler oluşturuyor” sorusunun çok sayıda örneğini gündelik yaşamımızda görmek olası. Bunlardan biri ve çok somut olanı geçtiğimiz hafta Eskişehir’de gerçekleşti. “Sıradan faşizm, işte bu!” dedirtecek cinsten. Gerekçeleri neydi? Çok basit. İsrail devlet aygıtının ve bağlaşıklarının, Filistinlilere saldırısının suçunu, sıradan İsrailli yurttaşa ya da tümden Yahudilere mal etmek. Ona ilaveten de, 1915’de Anadolu’da yaşayan Ermenilere yaşatılan “Büyük Felaket”e karşı yurttaştan yurttaşa “özür dileme” köprüsü oluşturanlara, dolayısı ile de Ermenilere kızmak.... 

* * *

Radikal gazetesinin duyurduğu ve yayınladığı fotoğrafla da belgelediği vahim tablo şuydu:

Eskişehir'deki Osmangazi Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Niyazi Çapa, Filistin'e saldıran İsrail ile Ermenilerden ‘özür dileme’kampanyasına girişenleri kınadıklarını açıkladığı basın toplantısı ve ellerinde taşıdıkları “Bu kapıdan Yahudiler ve Ermeniler giremez, köpeklere giriş serbesttir” yazılı pankartları... 

İşte bu. ‘Sıradan faşizm’ bundan başka bir şey değil ki. Olayın duyarlı yurttaşlarca tepkiyle karşılanması ve suç duyurularında bulunmalarından sonra yapılan savunma, daha ilginç:

“...Ermeni rock grubu ‘System of A Down’ da “Türkler ve köpekler giremez” demişmiş, öyle afiş bastırmışmış...” 

Sıradan faşizmin’, ülkesi ve milliyeti olmaz. Her nerede olursa olsun, kim yaparsa yapsın sonuç ve amaç aynı. 

12 Ocak 2009 günü İstanbul (Sultanahmet) Adliyesi’nde yaptığımız “suç duyurusu”nda, hak savunucusu Avukat Eren Keskin’in açıklamasında ifadesini bulan da, tam bu idi: “Bu eylemi yapan kişiler, Ermeni ve Yahudi vatandaşlarımıza karşı ırkçılık suçunu işlemişlerdir. Söz konusu kişiler, bu suçun yanında ‘insan türünün’, diğer ‘canlı türlerine’ karşı aşağılayıcı bakışını da sergileyerek aslında "türcülük" de yapmışlardır. Ama, bugün, burada esas itibariyle suç duyurumuza konu teşkil edecek tutum "ırkçılık" olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin altında imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 14. maddesi ve Türk Ceza yasası’nın 216. maddesi uyarınca söz konusu eylemi gerçekleştirenlerin cezalandırılması... 

* * * 

Sürekli vurguluyorum ama, adeta bir turnusol işlevi gören ve çok açıkça somutlanan bu olay vesilesiyle şunu bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Aslında ‘ırkçılığın’ da, ‘cinsiyet ayrımcılığının’ da, ‘homofobik’ tutumların da kökeninde gizli, açık “türcülük” yatar. 

İnsan türünün, diğer canlı türlerine karşı küçümseyici, aşağılayıcı, ben merkezci olarak geliştirdiği “türcülük” tutumundan kurtulamayanların toslayacağı duvar da budur... 

Şu ırktan, bu ırktan olanlar giremez, köpekler girer” demenin altında yatan da budur!..