Uyduruk tarih yazımına karşı, bir kere daha 1 Mayıs’77 üzerine…

 Yalçın Ergündoğan - 08/05/2012 18:24:14 (247 okunma)
Yalçın Ergündoğan



Bugün ‘Ermeni Soykırımı’ meselesinde tüm dünyanın kanaatinin tersine bir tutum içinde değil mi T.C. devleti? Ya memleket insanları? Ne diyor, “soykırım olmamıştır” diyen resmi söylemin etkisindekiler?

Ermeni mezalimi”, “İşte Ermeniler’in öldürdüğü Türkler”, “Onlar da yaptı, biz de yapmışız” gibi kanıtlara dayandırmıyorlar mı tezlerini? Peki, yalan mı bunların hepsi? Tabii ki hayır. Ermeniler de Türkleri öldürmemişler midir, o çatışmalı ortamda? Elbette, öldürmüşlerdir. Peki bu gerçek, bir diğer tarihsel gerçeği perdeleyebiliyor mu? Yani, Türklerin Anadolu’nun kadim halklarından Ermeni’leri Anadolu’dan sürdüklerini, sürerken de imha ettiklerini, 24 Nisan 1915’te soykırımın işaret fişeği olarak, işe önce Ermeni aydınlarından başladıklarını… Bunun da bir “soykırım” olduğunu? Perdeleyemiyor tabii ki. 

* * *
Son haftanın ateşli konusu 1 Mayıs’77 üzerine tartışmayı açan ve giderekten tarih profesörü ve Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay’ın yaklaşımı biraz da böyle değil mi?

Efendim, sol çatışmanın içindedir, silahlıdır, şiddetin tarafı olmuştur, hatta kendi içinde de çatışmıştır…” Dolayısı ile; “1 Mayıs’77’de boşuna derin devlet parmağı aramayın…” Halil Berktay’ın kendi ifadesi ile söylersek; “Devlet provokasyonu tezini sol kendi yarattığı felaketi gizlemek için üretti.” “Sol, kendi rezilliğinden bir mağduriyet efsanesi çıkardı.” (Taraf Gazetesi, 2 Mayıs 2012) 

Yeni tarih yazımına malzeme yapmak için şunu demektedir Berktay: Sol silahlıdır, kendi içinde de çatışmalıdır, vukuatları çoktur. 1 Mayıs’77’deki katliamı da ‘işte bu ‘sol’ yapmış’, sonra da ‘suçu devlete atarak’, bir ‘mağduriyetin arkasına saklanmıştır…’

Devletin Ermeni tezine ne kadar da benziyor değil mi? 

Solun silahlı olduğunu, şiddete bulaştığını, hatta kendi içinde (‘sol içi şiddet’) de çatıştığını o zaman da görmeyen, bilmeyen yoktu. Şimdi de. Bu ifşaatın hiç de “yeni” bir yanı yoktu. Taraf gazetesinin de destek ve pompalaması ile sanki yeni bir ifşaatmış gibi bu görüşlerin üzerine atlanıldı.

BERKTAY’IN TEZİ, DEVLETİN ERMENİ TEZİNE BENZİYOR…

Devletin Ermeni tezine karşı çıkan Berktay, konu 1 Mayıs’77 meselesi olunca “sol bitmiştir” demek için, rahatlıkla devletin Ermeni tezini çağrıştıran bir tezi dillendiriyor. “Sol silahlıdır, kendi içinde çatışmalıdır. Dolayısı ile 1 Mayıs’77 katliamı devletin tertibi değil, solun işidir…” Yani Ermeniler de Türkleri öldürdü ise, katliamlar yaptıysa, Türklerin Ermenilere yaptığı dönemin koşullarında “normaldir”, bir soykırımdan da söz edilemez…

Bu tartışmada "oltaya" takılanlar olduğu gibi, işin rengini ortaya çıkaran bulguları da sergileyen çokca sayıda kişi oldu elbette. 

"Devlet (dönemin Özel Harp dairesi/derin devlet vb.) kadar, solun da "suçlu" olduğunu" vurgulayan yeni bir "uyduruk tarih" yazımı girişimi/ operasyonu açığa çıktı. 

Bütün yaşanan gelişmelere rağmen, “Manifestocu” köşe sahibi ve Yayın Koordinatörü ile birlikte var güçleri ile Halil ağabeylerine “yeni tarih yazımında” “uyduruk” tek tip argüman temin eden, son dönemde iyiden iyiye Taraf gazetesine egemen olan ideolojik yayın çizgisinin hararetli savunuculuğunu yaparak kendine yer bulan "Solaçık" adlı köşenin sahibi köşesinde hâlâ şöyle yazabiliyor: "Halil Berktay’ın başlattığı 77 1 Mayıs tartışmasının, ilk günlerde ‘insaf, ayıp, günah’ ekseninde debelenen ortodoks solcuları bile ‘sol içi şiddet falan tamam da devletin hiç mi suçu yok’ noktasına getirmesini bir kazanım olarak görüyorum.." 

Aslında tartışma bitti. Büyük ölçüde de "uyduruk iddiaların iflası" ile bitti… Ama yine de son birkaç şey eklemek istiyorum.

PEKİ, KARA KUVVETLERİ KOMUTANI NEDEN EMEKLİYE SEVK EDİLDİ?

Sıkça yapıldığı gibi anakronizme düşmeden Halil Berktay ve Taraf gazetesi neden şu konuyu gündeme getirmiyor, sorgulamıyor ve üzerinde durmuyor.? Anakronizme düşmeden diyorum, çünkü bu olayın geçtiği tarihte askeri vesayetin egemenliği olanca gücü ile siyasete hakimdi, iki kutuplu dünyada ‘soğuk savaş’ bir şekilde sürüyordu. Bir hükümet için herhangi bir generali isteği dışında emekli etmek, hele de bir kuvvet komutanına bunu yapmak çok zor bir işti. Ama 1 Mayıs’77 katliamı ve Bülent Ecevit’e yapılan İzmir Çiğli suikast girişimi sonrasında Kara Kuvvetleri Komutanı neden re’sen emekli ediliverdi. Neden bu Berktaygillere hiçbir şey ifade etmiyor? 
O sırada, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar idi. Sancar, Süleyman Demirel’in sadık dostu idi. 1978 Ağustos'una kadar makamında kalabilmişti. Ama, darbeye zemin hazırlama gerekçesi ile dönemin cuntalarının bir üyesi olan Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun 5 Haziran 1977 seçimleri öncesinde o zamanki tanımlama ile “Özel Harp Dairesi/Kontrgerilla'nın düzenlediği “1 Mayıs katliamı ve Ecevit’e başarısız Çiğli suikastı” gerekçesi ile çok sayıda rütbeli subayla birlikte istemleri dışında zorla emekliye sevk edildi. 

Ecevit'in desteklediği Org. Adnan Ersöz ile Demirel’in adayı 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener arasındaki Kara Kuvvetleri Komutanlığı çekişmesi sonucunda ikisi de emekli oldu. Emekliliğini bekleyen en kıdemsiz Ordu Komutanı Kenan Evren böylelikle Kara Kuvvetleri komutanı oldu, ertesi yıl daSemih Sancar’ın yerine Genelkurmay başkanı oldu. İki yıl sonra da 12 Eylül cuntasının başına geçti…

1 Mayıs’77 katliamına yönelik, bu kadar ayyuka çıkmış “derin devlet tertibi” kanıt dosyası generallerin önüne konmamış olsa idi, o dönemde kara Kuvvetleri komutanı ve bir grup subayın “darbe girişimi”nden görevden uzaklaştırılması mümkün olabilir miydi?..

Velhasıl, “geçmişimle yüzleşiyorum” , “tabuları yıkıyorum” adı altında solu katliamcı, devletle özdeşmiş gibi “uyduruk” bir yeniden tarih yazımına malzeme etmek, derin devletin o gün oluşturmak istediği intibayı gerçekmiş gibi topluma sunmaya ve yutturmaya kalkmak o kadar ucuz ve kolay olmasa gerek… İtirazım kimin neyi tartıştığına değil, sadece buna.