Yakın tehlikeyi gizlemenin adı: 'Ne AKP neo liberalizmi, ne CHP Kemalizmi'



Bazı çevreler, bugünlerde 
"Ne AKP neoliberalizmi, ne CHP Kemalizmi..." sloganında simgeleşen bir siyaseti canlandırmaya çalışıyor. Bu başlıkta bir toplantının hazırlığı da yapılıyor. İlginçtir, toplantıyı düzenleyen DSİP; HDP ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi'nden, hatta Dur De'den de konuşmacıların toplantıya katılacağını ilan etmiş. O nedenden ötürü üzerinde durmak istedim...

'NE ŞERİAT, NE DARBE'DEN, 'NE AKP, NE CHP'YE...

Bu slogan bana, bir zamanlar darbe kapıya gelmiş, dayanmışken (Necmettin Erbakan/Tansu Çillerhükümetini deviren 28 Şubat 1997 darbesi) döneminÖzgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)'si ve bazı "sol" çevrelerin, "Ne şeriat, ne darbe!" sloganında somutlaşan politikalarını hatırlattı.

Sonradan öz eleştirilere de neden olacak bu (motto) sloganın arkasında gizli olan siyaset; bir gözü kapalılığı, eski ezberlerle konuşmayı da açık bir şekilde taşıyordu.

Her ne kadar ilk bakışta kulağa hoş geliyor gibi görünse de, aslında ve özünde darbe hazırlıkları yapanları mazur görür bir yaklaşımı ifade ediyordu.

Zira, o anki açık ve yakın tehlike, demokrasi karşıtı girişim ve hazırlık "darbe" hazırlanmakta olduğu yönündeydi. "Şeriat tehlikesi(!)" ise, darbecilerin "psikolojik harekat" kapsamında topluma üfledikleri, korku salmaya dönük bir kara propaganda idi.

Demek ki, yıllar sonra daha açık ve net bir şekilde görünüyor ki, o dönemin "solcuları"; "özde", Kemalizmin etkisinden yeterince kurtulamamış olduklarından ötürü, damarlarında dolaşan "asil Kemalci kan"dan etkilenmiş dürtülerle "göstermelik laiklik"e sahiplenir bir "laikçi" noktadan, olmayan bir "şeriat tehlikesi"ni, darbe kadar yakın bir tehlike olarak gösterip, fiilen darbecilerin ekmeğine yağ sürmüş oluyorlardı. Daha sonraki yıllarda, Kemalizmle solun daha net çizgilerle ayrılmasını sağlayan kırılmalarla, o dönem bu sloganı sahiplenen sol kesimlerden ciddi öz eleştiriler geldiğini hatırlıyorum.

* * * 

Şimdi de görüyoruz ki, aynı kalıptan slogancı yaklaşıma sığdırılmak istenen bir başka yaklaşım "sol adına"gündeme sokulmaya çalışılıyor. O da şu: "Ne AKP neoliberalizmi ne CHP kemalizmi..."

Bu slogan ve örmeye çalıştığı fikriyat, politika; ilk bakışta, üzerinde düşünülmeden değerlendirildiğinde, kime yaradığı akla getirilmediğinde; "Ne şeriat, ne darbe" sloganı gibi hoş bir seda bırakıyor kulaklarda. Ama irdelenip, üzerine biraz kafa yorulduğunda çok açık ve net olarak görülüyor ki, bu slogan etrafında örülmeye, üretilmeye çalışılan siyaset; "Pirus zaferi" olarak değerlendirilen bir seçim kazanmasına rağmen; toplumsal meşruiyetini hızla kaybetmekte olan AKP'nin "savaş kabinesi"nin icraatlarına destek manasını taşıyor.

Neden derseniz? Nedeni çok açık aslında. Görmek isteyen gözler için tabii. 

CHP'nin güçlenmesine ve iktidara gelmesine dönük en küçük bir işaret ortada yokken, böyle bir işaret varmış gibi, bu yaklaşımı pompalayan bir siyaset önermek şaşkınlık değilse eğer, AKP'ye destek manasından başka ne anlama gelir?..

Bu önermeyi yapanlar ve yaygınlaşmasına katkı verenler, itiraz da etseler, hatta üstüne bir de 'yemin' etseler,"yahu görmüyor musun, biz açıkça AKP'ye karşı olduğumuzu haykırıyoruz" da deseler, bu ince, kıvrak politikanın bizi götürdüğü yer gizlenemez.

2013 NEWROZU

Esas olarak, benim değerlendirmelerime göre; militarizme dayalı, asimilasyoncu, inkârcı, otoriter ulus devletçiliğin temsilcisi ve hızlı bir çöküş içindeki Kemalizmin dibe vuruşunun son noktası; (Kemalist hegemonyanın en korktuğu şeyin, yani çok etnili bir devlet yapısının gerçekleşir olması) belki de 'cenaze namazı'nın kılınmasını simgeleyen gün 2013 Mart'ındaki görkemli Diyarbakır Newrozu'dur. Ya da o Newroz'da düzenlenen büyük mitingte PKK lideri Abdullah Öcalan'ın konuşmasının tüm Türkiye'ye, tüm dünyaya dalga dalga yayılmasıdır, son noktayı koyan. ("Kemalizm, dirilmez mi" diyenler olursa, 'en azından şimdilik, dirileceği yönünde bir emare yok' derim.)

Hal böyle iken, yani Kemalist vesayet rejiminden kurtulup, bu kez R. T. Erdoğan ve kliğinin kurmaya ve kurumsallaştırmaya çalıştığı, görülmemiş büyüklükteki"rüşvet ve yolsuzluk"la bezeli vesayet rejimine gidişi perdelemek üzere; "Ne AKP neo liberalizmi, ne CHP Kemalizmi" gibi önermelere sarılarak, yakın tehlikeyigörünmez kılmak, karartmak sol siyasetle de hak ve özgürlük mücadelesi ile bağdaşmaz.

En hafifinden "iyi niyetli" bir yaklaşımla bu tuzağa düşülmekte olunduğunu düşünsek bile; "AKP karşıtlığı"üzerinden politika üretenlere bir zamanlar karşı çıkanların, aynı tuzağa düşerek bu kez de "CHP karşıtlığı" yapma noktasına gelmeleri ve yeni bir vesayeti savunur olmaları, "karşı olmak", "anticilik" üzerinden politika üretme kolaycılığının tehlikesini bir kere daha ortaya seriyor. Bu politikaya katkı sunar şekilde pozisyon alanlara benden söylemesi...