Açlık Grevi

Açlık Grevi

Tutuklu Kürt arkadaşların başlattığı açlık grevlerine iki açıdan yaklaşmak istiyorum. İlki, insani, vicdani yanımla bu arkadaşların yanında hissediyorum kendimi.  Evet onlar benim arkadaşım, cezaevindeki tüm siyasi tutuklular gibi. Üstelik onlar tutukevindeki o daracık koşullarda bu eylemi yapıyorlar. Tutuklu olmak yetmiyormuş gibi en ağır eylemlerden birine girişiyorlar. Onlarla olmamak mümkün mü?
 
İkinci açı ise ne yazık ki bu eylemin üzerinden siyaset devşirmeye kalkanlarla olan kavgamı hatırlatıyor. Başta BDP olmak üzere, Kürt siyasetinden mevki devşirmek isteyen bazı Türk solcularına uzanan bu çevrelerle son seçimlerden bu yana aramız hiç iyi değil. Ve öyle görünüyor ki, böyle giderse de düzelecek gibi görünmüyor. Dışarda (tutukevleri dışında) bu eylemi destekleyen hiç bir eyleme katılmamamaya karar verdim. Bu tutumalışımın ilkesel ve ahlaki nedenleri var.
 
Önce, bir tahlille başlamalıyım. Yavaş yavaş ortaya çıktı ki, Kürt silahlı ve siyasi hareketi AKP'nin Kürt sorununda reform yapmasını istemiyor. Reformlar, onların altından halının çekilmesi hissine yol açıyor Apo dahil, bu hareketin en tepedeki lider kadrolarında. "Tasfiyeye karşıyız" vb gibi sloganlarının temelinde bu hissiyat belki de öngörü yatıyor. Reformların AKP'ye kazandırdığını düşünüyorlar ki doğru, "AKP vermedi, biz mücadele ederek aldık haklarımızı" olarak özetleyebileceğim bir stratejiyi benimsediler. Böyle düşünme nedenlerinden biri de seçimlerde Kürt oylarının AKP'ye yönelmesiydi. Bu halde, hükümet karşıtı her eylem onlar için mübah. Bu kimi Türk solcularının gözünü boyayan "keskin" tutumları, bu siyasanın "reform karşıtı" oluşunu, "yeni anayasa karşıtı" pozisyonunu "hükümet karşıtlığı" şemsiyesi altında gizliyor. "Yetmez ama evet" diyebilen "yeni" sol çevreleri dahi yanlarına alabiliyorlar.
 
Son seçimlerden hemen sonra BDP'nin meclisi boykotuyla -bu demektir ki yeni anayasayı da boykot- başlayan bu yeni stratejinin dışavurumu, Oslo görüşmelerini sabote etmekle, bu alanda açılım ve reform yapmaya çalışan, PKK ile masaya oturan hükümete savaş ilan etmekle, ve bugün de açlık grevi tehditleriyle sürüyor. Öyle bir zeminde duruyorlar ki, "AKP defol" diyen ve bundan başka hiçbir siyaset üretemeyen; aksine toplumun değişim, yeni bir anayasa, demokrasi taleplerine karşı kürek çeken CHP'nin (ve arkasındaki Ergenekon'un) da en istediği ortamı yaratmakta beis görmüyor ve tabii CHP ile stratejik ittifaktan geri durmuyorlar. Bu siyasetin arkasına sıralanan ülke dışındaki kollarına değinmeye bile gerek yok, bu, İsrail hükümetinden, Esad'a, Rusya'ya, AB'deki lider devletlere vb. uzanan ve sürekli yer ve ağırlık değiştiren bir ittifaklar zinciri.
 
Kürt silahlı ve siyasi hareketi "Öl ve öldür" şiddete dayalı siyasetinin son örneklerini açlık grevleriyle veriyor. Kendi iktidarları için, gözlerini kırpmadan tutukevindeki insanları açlık grevine çağırıyorlar, tıpkı dağlardaki gencecik gerillalara öl ve öldür komutu verdikleri gibi.  Ahlaken, vicdanen ve yukarıdaki nedenlerle siyaseten böyle bir siyaseti onaylamam ve desteklemem mümkün değil.