Dindarlara karşı Batıcılar

Dindarlara karşı Batıcılar

 

Görünen şu ki, bu ülkedeki Solun düşünce dünyası “Batıcılıkla” malul. Bunu normal kabul etmek lazım. Nihayetinde Sol, baştan ayağa oryantalist olan, “muasır medeniyeti” Batı’da bulan ve ona erişmeye çalışan yirminci yüzyılın Kemalist zihniyetinin ve uygulamalarının ürünü. Bu izleri takip etmek için, bugün bu çevrenin yazan çizenlerinin ana temalarına bakmak yeterli. Bu üslubu “Batıcılık” olarak adlamayı uygun görüyorum.  Ve 2001’den bu yana gördüğümüz saflaşmalar bu eksenden bakıldığında açıklanabilir hale geliyor. 

Solcu aydınların AKP reformları karşısındaki tutumları ilk yıllardaki şaşkınlıkla ne yapacağını bilememekten “safları tahkim etmeye” evrildi.  Cumhuriyetin kuruluşundaki ataları gibi dindarları aşağılamak ve dışlamak “siyaseten doğru” görünmediği için yeni araçlar icat ediyorlar:  “Faşizm” “diktatörlük” “vesayet” “tek parti” gibi kavramları ve bunların ülkemizdeki tarihi karşılıklarını çok iyi bildikleri halde “son çare” olarak bu kavramları iktidarın üstüne boca etmekte yarışıyorlar şimdi. “Yargı vesayeti” gibi kavramlar üretiyorlar. Saflar en eski dostları, sınıf ve ideoloji kardeşleri olan CHP’yle örülüyor, Gezi’nin bu eksenle ilgisi olmayan çekirdeğine yükleniliyor ve her gün yazılan yazılarla kopmalar önlenmeye çalışılıyor. Bu büyük bir savaş ve ölüm-kalım mücadelesi.   

Her dürüst aydının görevi olan eleştiriyi ve iktidara mesafeli,  eleştirel yaklaşımı yalan söylemekle, kavramları çarpıtmakla ve halklara inançsızlıkla karıştırıyorlar. Zira bu aydınların, cumhuriyetin kurucu kuşağının yöntemlerini benimsemekten başka “çare”leri yok artık. Cumhuriyet, doksanıncı yılında  tüm engellemelere, olanca zulme rağmen başını kaldıran ve “hayır, artık yeter” diyen halkların ifade alanı haline geliyor. Hiç istemedikleri şey de bu. 

Çünkü bu ifade alanında, “cami sükûneti” var, “İslam dinini küçümseyemezsiniz” var, muasır medeniyetin Batı’dan ibaret olmadığı var, “dindarlara zulüm etmeyi bırakın” var, “eşitlik” talebi var, hor görülmekten usanmışlık var, sayıları belki milyonda biri bulacak olan, Müslümanlığı “bağnaz, katı” yorumlayanlarla tüm dindarların karıştırılmaması talebi var, Anadolu’nun kadim kültürlerinden ve halklarının göreneklerinden damıtılarak gelmiş hoşgörüsü, sevgisi, alçak gönüllüğü var, dünya nimetlerine sırt çevirme, yüce gönüllülük, cömertlik, misafirperverlik var, imece, yardımlaşma, dayanışma kültürü var… saymakla bitmeyecek nice hikmetlerle zengin bir kültür var.  

Ya ataerkillik diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Eh onun da Batıcı aydınlarınkinden ve çok beğendikleri Batı ülkelerininkinden pek farkı yok… 

İşte bu yüzden kadınlar özgürlük için ölümüne mücadele eder bu ülkede.   

Bizim Batıcı aydınlarımız için bu ifade alanı bir “tehlike” ye işaret ediyor. Her gün, öncüllerininki gibi “tehlikenin farkında mısınız?” yazıları yazılıyor. Halkların seçimini değiştiremeyeceklerini biliyorlar, “bari saflarımızı sıklaştıralım” yazıları bunlar. Bir o kadar da statükocu ve elitist. Halkların gerisine düşmek kaderleri hep. “Batıcı vesayete son” çığlığına kulakları kapalı. Tabii kendilerinin bu vesayet sisteminin taşıyıcısı, yeni yüklenenleri olduğu gerçeğine de…  

Aklıma gelmişken, bu “tehlike” dedikleri sakın koltuklarının altlarından çekilmesi tehlikesi olmasın!..