Arşivler insanlığın kolektif bilincinin tanıklarıdır



Arşivcilikle İlgili Notlar

Arşivler insanlığın kolektif bilincinin tanıklarıdır

En başta belirtmek gerekir ki,  Arşivler, ne bir kişiye, ne bir zümreye,
 ne bir sınıfa, ne de bir millete aittir, o bütün insanlığa ait bilgi ve belge hazinesidir. 
Çünkü insanlığın kolektif bilincinin birinci derecedentanıklarıdır arşivler.
 Eğer arşivler olmasaydı tarih bir tevatürler  yığınından başka bir şey olamazdı.
 Arşivler sayesinde biz gerçeğe her zamankinden daha fazla yakınız. 
Onlar olmasaydı geçmişte ne olup  bittiğini doğru dürüst bilemez, 
burnumuzun ucunu göremez, gelecekle ilgili düşüncelerimiz afakisayıklamalar 
olmaktan öteye gidemezdi.

Bugün Osmanlı arşivleri sadece Türkiye Cumhuriyeti için değil, sadece 
eski Osmanlı coğrafyası için de değil, ama bir bütün olarak Avrupa'nın, Asya'nın, Afrika'nın, hatta geç dönem itibariyle Avustralya'nın tarihi için de önem taşımaktadır.

‘Güneş batmayan imparatorluğun’ anakarası olan İngiltere'nin arşivleri olmadan
 dünyadakigelişmeleri açıklamak olası mıdır?

Ya Fransa, Almanya, ABD arşivlerine ne demeli? 
Mevcut olmadıklarını veya olsa da hiçaçılmadıklarını bir düşünelim;
 herhalde düşünce ufuklarımız bir hayli kararırdı.

Hele Rusya'nın arşivleri olmadan sol hareketleri yazmak bir yana, kenarından
 ucundan geçmek bile mümkün değildi.

Bu nedenlerle bu ve diğer ülkelerde bulunan arşivler insanlığın kolektif bilincinin 
bir parçasını oluştururlar ve bütün insanlığa aittirler. Onları koruma altına alan 
kuruluşların da bu zihniyette olması beklenir. Ama ne yazık ki bu her zaman mümkün olmuyor. ‘Devletgüvenliği’ gerekçesiyle önemli kimi 
arşivler araştırmacılara kapalı tutuluyor. İnsanlığın ne ölçüde bilgiye ulaşması gerektiğine günümüzde bile hâlâ egemenler karar veriyorlar. Suyunbaşını tutanlar,
 bilgi kaynağının da başını tutuyorlar.

Halbuki arşivlerin milliyet ayrımı yapılmadan bütün araştırmacılara açılması
 son derece önemtaşımaktadır. Bu, insan haklarının ve çağdaş bir hak olan 
bilgi edinmek hakkının doğal bir parçasıdır. Kişi hakları nedeniyle konulan tahditler
 (sınırlamalar) bu prensibe aykırı olamaz, olmamalıdır.

Arşivlerin aidiyetinin evrenselliği,  siyasi hareketlerin ve örgütlerin arşivleri için de geçerlidir
. Türkiye İşçi Partisi'ni (TİP) dışlayarak 60'lı yılları, TKP'yi, Dev-Yol’u ve diğer 
radikalsol örgütleri dışlayarak 70'li yılları, DİSK'i, Türk-iş’i dışlayarak işçi hareketlerini ve bir bütün olarak Türkiye'nin sosyal, siyasal tarihinigerçeğe uygun
 bir biçimde yazmak mümkün müdür?

Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP), Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP),
 Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin(TSİP) ve bunların devamını oluşturan diğer sosyalist partilerin arşivleri sadece komünistler, sosyalistleraçısından
mı bir anlam taşımaktadır?

Her ne kadar tarihsel görevini tam anlamıyla yerine getirememiş olsalar da bu küçük ve
 çelimsizsosyalist, komünist partilerin 
Türkiye Cumhuriyeti (TC) tarihindeki yeri yadsınabilir mi?

TC'nin toplumsal tarihini yazanların bu örgütleri bir türlü atlayamamaları
 kesinlikle bir tesadüf değildir. Dolayısıyla bu arşivler bir bütün olarak bu
 topraklarda yaşayan insanların ve bağlı olarakinsanlığın ortak bilincinin bir parçasıdır
diyoruz.

Arşiv kurumlarının görevi nedir?

Arşiv kurumlarının asli görevi, gasp, tehdit veya ihmal nedeniyle kaybolup yok 
olmak tehlikesi içerisinde olan
 tarihseldokümanları korumaya almak, tasnif edip, araştırmacılar arasında ayırım
 gözetmeksizin bilimselçalışmalara açmaktır. Söz konusu olan bir nevi amme hizmetidir.

Arşivciler ya da arşivcilikle iştigal edenler görevini yerine getirirken arşivciliğin
 bilinen evrenselkurallarına riayet etmekle yükümlüdürler. Keyfi, şahsa mahsus, çıkar
güdücü, bilimsel çalışmaları engelleyici, açık ve şeffaf olmayan uygulamalardan uzak durmak 
esastır. Aksi takdirdearşiv kurumunun  güvenirliği zedelenir.

`Sahiplik' (iyelik)  duygusu arşivcilikte hiç olmaması gereken bir şeydir. Arşiv kurumları, kanunen kimiarşivlerin ‘sahipleri’ olarak görünseler bile bu`sahiplik', söz konusu 
materyali usulüne uygun korumak ve bilimsel çalışmalara sunmanın ötesinde bir anlam taşımaz.

Arşiv materyali meta değildir, iyelik kavramıyla kesinlikle bağdaşmaz. Onlar insanoğlunun hafızasının birer cüzi'dirler ve her bireyininsanlığın bu ortak hazinesinden yararlanmak konusunda
 ortak ve eşit hakka sahip olduğu kabul edilir.

Arşivlerin korunma tarzı ve bilimsel çalışmalara açılmasındaki özen ve titizlik,
o toplumun modern, çağdaş ve demokratik düzeyini belirler. Arşivlerine hoyrat davranan, önemini kavrayamayantoplumların veya grupların özgür,
 demokratik ve çağdaş olduğu söylenebilir mi?

Toplumların, toplulukların ve kişilerin arşivcilikte ulaştıkları düzey, aynı zamanda 
onların modern dünyadaki yerlerini belirler.

Arşivler ve onların korunma biçimleri kişilerin, grupların ve toplulukların bir nevi aynasıdır.

Arşivcilikte kişilere yönelik olarak doğuracağı sonuçlar açısından özenle göz önünde tutulması
 gereken iki temel hak vardır: Telif ve kişi hakları.

Telif Hakları

Telif hakları, en basit tanımıyla, bir kişinin yarattığı eserin izin alınmadan başkası
 tarafından kullanılmamasını içerir. Telif hakları günümüzde giderek önemi artan ve
 karmaşıklaşan bir yapı kazanmıştır ve özellikle Avrupa Birliği (AB) hukukunda en gelişmiş ifadesinibulur. Ama bu sorunun tümüyle çözüldüğünü göstermez. 
Bu konuda hâlâ çözülmesigereken gri noktalar mevcut ve AB müktesebatı da
bunları çözmekten henüz uzak.

Telif haklarının arşivcilikteki önemi, belgelerin bir bütün olarak yayınlanmasından
  (kaynak yayıncılığı  yada belge yayıncılığı), sadece kısmi olarak yararlanılmasına dek geniş bir yelpazeyikapsar. Ancak esas konumuz bu olmadığı için şimdilik 
bunu bir kenara not etmekle yetinelim.

Kişi hakları

Kişi hakları ise telif haklarına göre önemi nispeten daha geç fark edilen bir konudur. 
Ancak bu konudada Avrupa Birliği (AB) müktesebatının son yıllarda giderek geliştiğini
 belirtmeliyiz. Ayrıca sadece AB'de değil, dünyanın başka yerlerinde de kişi haklarının 
zamanla artan bir önemkazandığını görüyoruz. Yani sorun sadece AB müktesebatı 
sorunu değil, esas olarak en geniş anlamıyla bir insan hakları sorunudur.

Kişi haklarının özü şudur: Arşiv belgelerinin açıklanması sonucukişilerin mevcut
 toplumsal konumunda bir bozulma ya da düşüş meydan geliyorsa, o zaman kişi haklarının ihlalinden söz edile bilinir ve bu herhangi bir mürur-ü zamana (zaman aşımına)
 tabi değildir. Kişinin yaşadığı süre içerisinde her aşamada gündeme gelebilir, ayrıca 
kimi durumlarda mirasçılarına da geçebilir.

Örneklemek gerekirse: Bay X, fi tarihinde illegal faaliyet gösteren komünist partisine 
üyeolmuştur. Söz konusu parti bilahare faaliyetlerine son vermiş ve arşivi
 Y adlı kuruluşa devredilmiştir. Y, kişi hakları konusunda herhangi bir araştırma yapmadan,
 yasal bir altyapı oluşturmadan belgeleriyayınlamak yoluna giderse ya da herhangi
 bir ön izine tabi  tutmadanaraştırmaya açarsa ve bunun sonucunda
 X'in toplumsal konumunda bir  bozulma ortayaçıkarsa, bu durumda 
X'in Y'ye yönelik yasal başvuru hakkı doğar.  Ne var ki bu hakkın
 özenlekullanılması esastır.

Farzımuhal diyelim ki Bay X, bu belgelerin açıklandığı dönemde parlamentoda 
sosyaldemokrat partiden milletvekiliydi ve bu belgelerin açıklanması sonucu istifa
 etmek zorunda kaldı. Dolayısıyla maddi ve manevi zarara uğradı. Aynı konumda olan diğer kişilerde benzer nedenlerle toplumsal konumlarında şu veya bu biçimde kayba uğradılar.
 Kimisiişinden, kimisi yerinden olmuş Oldu, kimisi de sosyal olarak ağır bedeller ödediler.
 Çektikleri acılar da cabası.

Eğer zarara uğrayanlar bunu ispatlayabilirlerse o zaman Y'nin başı ciddi olarak ağrıyabilir. Arşivlere belirli bir süre tahdit koymak, yani araştırmaya kapalı tutmak ya da ön izin sonucuaraştırmaya açmak söz konusu kurumu sorumluluktan 
kurtarmaz. Arşivcilikteki 20-30 yıllık zaman tahdidinin başka nedenleri vardır. 
Zaman tahdidi, kişi haklarından mesuliyeti ortadankaldırmaz.

Bu nedenlerle, arşiv toplamak henüz daha işin ilk adımıdır. Bunun yanında özellikle 
arşiv kurumları açısından atılması gereken daha başka adımlar da vardır. Arşivleri tasnifetmek, uygun ve emniyetli ortamda korumak, zarar görmemesini 
sağlamak, kalıcılığını garantilemek, telif haklarını göz önünde tutmak, kişi haklarını
 koruma altına almak, amaca uygunkullanımını sağlamak, bilimsel çalışmalara açmak
 türünden kimi önlemleri de düşünmek durumundadırlar.

Arşiv toplamak zevkli göründüğü kadar mesuliyeti ağır bir faaliyettir. Altyapısı iyihazırlanmalıdır.
 Bu konuda gereken önlemler alınmazsa kişiler ve kurumlar 
açısından  dramatik sonuçlara yol açabilir.

Zaman Tahdidi

Zaman tahdidi konusuna gelince. Bu birçok arşivde uygulanan bir yöntemdir.
 Bunlar özellikle yahalen faaliyetini sürdüren kuruluşların veya yaşayan ya da
kısa bir süre önce yaşamını yitiren ünlükişilerin arşivlerinde uygulanmaktadır.

Kuruluşlar açısından Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Birliği (ICFTU) ya da Greenpeacearşivleri örnek gösterilebilir. Amsterdam’da bulunan
Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü'nde bulunan bu iki kuruluşun arşivlerinin 
sonyıllarına ait belgelerinin incelenmesi izine tabidir.

Tabiatıyla burada hemen şu akla gelebilir. İllegal faaliyetleri olmadığına göre 
bu kuruluşların arşivlerinin incelenmesi neden izine tabi tutulmuştur?

Burada doğrudan amaç kişi haklarının korunması değildir. Asıl amaç, bu kuruluşların
 karar almakmekanizmalarının deşifre edilmemesidir. Çünkü ICFTU, dünyadaki 
bütünsendikaların üst örgütü olarak işverenlere karşı, Greenpeace ise çevre koruma 
örgütü olarak dünyadaki bütün devletlere ve  büyük şirketlerekarşı halen mücadele etmektedirler. Bu mücadeleninboyutlarını 
somut olarak anlamak için
 Greenpeace'in Rainbow adlı gemisinin 10 Temmuz1985 tarihinde Fransız gizli
 polisi tarafından bombalandığını anımsatmamızda fayda vardır.

Yani bu örgütler hâlihazırda faal durumdadırlar. Son yıllara ait belgelerinin izinsiz 
kullanımı karşıt güçlere büyük kozlar verebilir. Nerede, nasıl, kimlerle karar aldıklarının
, çalışma ve mücadele yöntemlerinin deşifre olması örgütlü mücadelelerini zayıflatabilir, karşı tarafa avantaj sağlayabilir. Bu nedenle, son 25 veya 30 yıla ait arşivleri için
 izin almak zorunluluğu getirilmiştir. Zaman tahdidinin amacı budur.
 Doğrudan kişi haklarıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.

Kişi arşivlerinde zaman tahdidi ise, ya daha önce üstlendiği devlet görevi
 nedeniyle arşivin ihtivaettiği özel bilgiler ya da( açıklanması zamansız görülen
 veya hiç öngörülmeyen) şahsa ait bilgilernedeniyledir. Örneğin Hollanda'nın ünlü 
sosyal demokrat liderlerinden Den Uyl'un arşivi bu 
anlamdasınırlamaya tabidir. Çünkü Den Uyl uzun yıllar bakanlık ve başbakanlık
 görevlerindebulunmuştur. Bu nedenle yasal olarak bazı sınırlamalara uyulması
gerekmektedir. Ayrıca herhangi bir üst görevi olmasa dahi, herkes için geçerli olan kural şudur: Kişinin özelyaşamıyla ilgili bilgiler ancak kendisinin veya mirasçılarının izniylekullanılabilir.
 Bu kurala uymamak müeyyideye tabidir.

Elbette bu tür tahditlerin makul bir gerekçesi olmalıdır ve ilgili arşiv kurumunun olurunu
 almalıdır. Haklı bir nedene dayanmayan keyfi tahdit kabuledilemez. Bu tür tehditleri kabul 
edip etmemek konusunda arşiv kuruluşları özgürdür. Ne ki, arşiv kuruluşları da bu konudaki kararlarını makul biçimde izah etmekle yükümlüdürler.