CHP: İki arada bir derede

zulfikar ozdogan - 25/07/2012 11:50:35 (129 okunma)


CHP: İki arada bir derede


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 34. Kongresi’ni yaptı. Yeni parti meclisini seçti. Parti meclisinin her eğilimi kapsadığı ve dengeli olduğu söyleniyor.

Sloganları da bir hayli iddialıydı: Değişim.

Neden değişmek istiyor CHP?

Çünkü geçmişi geleceğinin önünde büyük bir engel olarak duruyor. Parti, keçi kuyruğu gibi ne büyüyor, ne de küçülüyor. Seçimlerde aldığı oy oranı yüzde yirmilere çakılmış vaziyette. İktidara geleceği konusunda kimseye bir umut ver(e)miyor.

Kılıçdaroğlu adeta çaresizleri oynuyor. Her tarafa koşturuyor, olmadık kişilerle görüşüyor, ilgili ilgisiz herkese telefon ediyor, hasta, ev ziyaretleri yapıyor, başörtülü hanımlarla fotoğraf çektiriyor, her gün ayaküstü birkaç defa demeç veriyor, hamasi nutuklar çekiyor ama partinin oylarında yukarı doğru ciddi bir oynama yok.

Kısacası, uzun bir süredir CHP patinaj halinde. Liderini de, yöneticilerini de, söylemini de değiştirse bir türlü oy oranını artıramıyor.

Peki, neden böyle oluyor?

Atatürk’ün, İsmet Paşa’nın partisi koskocaman CHP neden bu durumlara düştü?

CHP, öncülü niteliğindeki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini de sayarsak neredeyse asırlık bir parti. Yine, onun öncesini oluşturan İttihad ve Terakki Cemiyeti’ni de hesaba katarsak dalya diyebilmiş tek siyasal oluşum. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadrolar tarafından oluşturulmuş, uzun yıllar tek parti olarak memleketi yönetmiş ve daha sonra da siyasal gelişmelere yön vermiş, tarihsel geçmişi ve ağırlığı olan bir parti. Velhasıl, yakın tarihimize bu denli damga vurmuş bir başka oluşum mevcut değil.

Aslında avantaj olması gereken bu vasıflar bugün bir engel olarak partinin önünü tıkıyor. Çünkü CHP’yi var eden ulusalcılık (Türk milliyetçiliği), bağımsızlık, devletçilik, seçkincilik, akılcılık, tepeden inmecilik ve benzeri vasıfların bugün küreselleşen kapitalist dünyada bir karşılığı yok. Sovyetlerin yıkılmasından sonra küreselleşen kapitalizm bütün bu kavramları paramparça edip, tarihin çöp sepetine attı. Dünya ve Türkiye yepyeni koşullarda yaşıyor.

Aslında CHP’yi var eden vasıflar, Türkiye’nin 1950’li yıllardan sonra hızla kapitalistleşmesiyle yavaş yavaş aşınmaya başlamıştı. Nitekim bunu fark eden CHP lideri İsmet Paşa, gelişen sosyalist hareketin de önünü almak için 60’lı yıllarda ‘ortanın solu’ sloganını ortaya attı, CHP’nin kitle temelini genişletebilecek ve güçlendirebilecek yeni bir yol açmaya çalıştı. Daha sonra Ecevit döneminde bu kavram yerini ‘demokratik sol’a bıraktı. Ecevit zamanında düzenin kurucusu parti, birdenbire düzen karşıtı bir parti olarak kitlelerin karşısına çıktı.

Bütün bunlar, birçok çevrede CHP’nin yavaş yavaş sosyal demokrat bir partiye dönüştüğü yanılgısına yol açtı. Hatta Marksist sosyalistler uzun süre bunun üzerine nice teoriler kurguladılar, sayfalar dolusu yazılar yazdılar, anlı şanlı cepheler kurdular. Ama nedense CHP bir türlü onların arzuladığı anlamda doğru dürüst bir sosyal demokrat partiye dönüşemedi. Kuruluşundaki vasıflar bir pranga gibi partinin ilerlemesini engellediler. Hatta Baykal döneminde sosyal demokratlığı o denli sorgulandı ki Sosyalist Enternasyonal’den atılma tehlikesiyle bile karşı karşıya kaldı.

Şimdi Kılıçdaroğlu, CHP’nin makûs talihini yenip, partiyi değiştirmek istiyor. Çünkü aksi takdirde önümüzdeki seçimlerde bir başarı sağlayamayacak ve muhtemelen koltuğunu terk etmek zorunda kalacak. Bu nedenle, Kılıçdaroğlu, ‘değişim’ sloganına sarılmış durumda. 70’lerde Ecevit’in denediği ve başaramadığı yenileşmeyi Kılıçdaroğlu başarabileceğini düşünüyor.

‘Değişim’ sihirli bir sözcüktür. Siyaseten sıkışan veya kazanmak isteyen her politikacının baş ilacıdır. Ama genellikle bir söylem olmanın ötesine geçmez.

Peki, Kılıçdaroğlu’nun ‘değişim’den kastı nedir?

Kemalist köklerini muhafaza etmek, ama aynı zamanda partiyi çağdaş, demokrat, özgürlükçü bir çizgiye oturtmak!..

Sayın Kılıçdaroğlu’nun siyasal bilimlerle ilgili bilgisini bilemiyorum ama birilerinin kendisine bu kombinasyonun mümkün olamayacağını hatırlatması gerekiyor.

Devletçi, milliyetçi, korumacı, seçmeci (elitist), tepeden inmeci Kemalist bir partinin çağdaş, demokrat, özgürlükçü bir partiye dönüşmesi olanaksızdır. Çünkü adı üstünde: çağdaş, demokrat, özgürlükçü... Böyle bir parti olabilmesi için CHP’nin Kemalist köklerinden vazgeçmesi gerekir.

Hem ‘Ergenekon savcılığı’, yani darbe heveslilerinin korumacılığını yapıp, hem de demokrasiyi geliştiremezsiniz.

Kürd illerindeki fail-i meçhul cinayetlerle yüzleşmeden, yani bu tür eylemlerle ilişkili olarak yargılananları arkalayarak Kürd meselesini çözemezsiniz. Kürd meselesini çözmeden çağdaş ve demokratik bir parti olabilmeniz olanaklı değildir.

Başörtüsü yasağına karşı çıkmadan, Alevilerin ve diğer inanç gruplarının eşit haklara kavuşmasını savunamazsınız. Savunsanız da inandırıcı olamazsınız.

Sadece bir takım sosyal ve demokratik hakları AKP karşıtlığı temelinde dillendirmek yetmez. Demokrasi, özgürlükler ve sosyal haklar bir bütündür. Hepsini bir bütün olarak savunursanız, kadrolarınız samimi ve inandırıcı olursa ancak çağdaş, demokrat ve sosyal bir parti olabilirsiniz.

CHP, Kemalist köklerinden vazgeçebilir mi?

Şu aşamada buna hiç kimse ‘evet’ diyemez. Zaten kongre sonuçlarından da bu anlaşılıyor. Yeni seçilen yöneticilere, yapılan konuşmalara bakarsak, aynı hamam aynı tas demekten başka bir şey diyemiyoruz.

Aslında Türkiye’nin gerçek anlamda sosyal, özgürlükçü, demokrat bir partiye şiddetle ihtiyacı var. Eğer böyle bir parti olabilseydi Türkiye’nin siyasi iklimi kesinlikle bugünkünden farklı olurdu. Herkes kendine çeki düzen verir, demokratikleşme süreci daha hızlı yol alırdı.

Ne yazık ki böylesi bir parti mevcut değil ve yakın bir zamanda olabileceği konusunda da herhangi bir belirti yok. Türkiye’de çok uzun yıllar süren yasaklar böylesi bir oluşumu engelledi. Sonunda siyaset meydanı İslamcıların ve enva-i çeşit milliyetçilerin elinde kaldı.

Bu nedenle Türkiye’nin işi bir hayli zor. Çünkü zor bir coğrafyada, Osmanlı’dan devralınan ağır bir tarihin sonuçlarıyla ve bunlara eklenen günümüzün devasa sorunlarıyla baş edebilmek kolay değil. AKP ilk başlarda kimi konularda umut verdi ama barutu çabuk tükendi. Demokratik güçlerin diri ve örgütlü olmadığı koşullarda İslamcıların tek başına sorunların üstesinden gelmesi mümkün değildi ve olamadı.

Ama yine de enseyi karartmamak gerekir.

Gün doğmadan neler doğar.

 ‘hazine arazisi’