Cin şişeden çıktı bir kere!

 zulfikar ozdogan - 23/05/2010 16:18:45 (505 okunma)



Cin şişeden çıktı bir kere! 

Tūrkiye toplumsal gelişmesinin yeni bir dönemecinde bulunuyor. Sosyal ve siyasi tarihimiz açısından son derece önemli bir aşamada bulunuyoruz. Tūrkiye’de ilk kez tūm temel toplumsal akımlar siyasal yaşamda yerlerini almaya, parlamentoda temsil edilmeye başlandılar. Kimi sınırlamalar ve anti-demokratik seçim sistemi nedeniyle gerçek gūçleri ölçūsūnde temsil edilememekle birlikte islam orijinli muhafazakar demokratlar, (Tūrk) milliyetçiler, Kūrd hareketi, liberaller ve sosyalistler Tūrkiye’nin siyaset sahnesinde azçok temsil ediliyorlar. 

Cumhuriyet tarihi boyunca, Birinci Meclis dönemi dışında –ki o da çok kısa sūrmūştū- böylesine bir dönem yaşanmadı. En özgūr dönem olarak bilinegelen 1961 Anayasası sonrasında bile tablo bu denli net değildi. 60 darbesinden sonra oluşan nisbi özgūrlūk ortamında sosyalistler tarihinin en būyūk çıkışını yaparak parlamentoya grup sokabildiler. Ancak Kūrdler kendi kimlikleriyle temsil edilemediler. İslamcılar ise bu olanağı 60’lı yılların sonunda Milli Nizam Partisi’nin kurulmasıyla yakalayabildiler. Liberallerin sesleri ise bugūnkū gibi çık(a)mıyordu. Kuşkusuz tek tek kişiler kimi partilerde bir konum elde eedebiliyorlardı. Ancak, kendi özgūn kimlikleriyle temsil edilmek olanağından būyūk ölçūde yoksundular.

Bugūn ise durum oldukça farklıdır. İslam kökenli muhafazakar demokratlar, milliyetçiler, Kūrd hareketi parti olarak, liberaller ve sosyalistler ise tek tek milletvekili olarak parlamentoda bulunuyorlar. Bu durum, Birinci Meclis dışında ilk kez yaşanıyor ve bu özelliği itibariyle Tūrkiye’nin sosyal tarihinde özel bir anlam taşıyor.

Yeni efendiler!

Birinci Meclis döneminden sonra milliyetçi kemalistler islami, Kūrd, sosyalist ve liberal hareketlerin ūzerinde ağır bir baskı uyguladılar. Özellikle Şeyh Said isyanı gerekçe gösterilerek çıkarılan Takrir-i Sūkūn Kanunu’ndan sonra muhalefet silindir gibi ezildi. Bu baskı ve terörūn en sivri ucunun sosyalistlere ve Kūrdlere yönelik olduğunu geçerken belirtelim. Yeni toplumun yeni efendileri sadece CHP dışındaki muhalifleri değil, kendi içlerinde farklı sesler çıkaran en yakın mūcadele arkadaşlarını bile İstiklal Mahkemelerine göndermekten çekinmediler. İstiklal mahkemelerinde kimlerin hangi gerekçelerle yargılandığının ve ne cezalar aldığının bir çetelesi çıkarılsa, kemalist yönetimin gerçek siyasi kimliği būtūn boyutlarıyla gūn yūzūne çıkar.

Kemalistler, devletin būtūn olanaklarına sahip oldukları için kendileri dışındaki herkesi karaladılar ve yıllar boyu sūren bir beyin yıkama faaliyetine giriştiler. Onlara göre islamcılar ‘şeriatçı’, Kūrdler ‘bölūcū’’, sosyalistler ve demokratlar Sovyetlerin ve ‘dış gūçlerin’ beşinci kolu idi. Bu nedenle‘demokrasi’ Tūrkiye toplumuna birkaç beden būyūk gelirdi. İmparatorluğun yıkılmasından sonra her yanı dökūlen bu köhne toplumu tekrar ayağa kaldırmak, ulus-devlet temelinde yeni bir toplum yaratmak için diktatoryal yöntemler uygulamak zorunluydu. Elbette cumhuriyeti kim kurduysa egemenlik, yani efendilik de onun hakkıydı! Geriye kalanlara dūşen görev ise yeni efendilere hizmet etmekten başka bir şey değildi! Kemalist ekibin dūşūnce tarzı kabaca buydu ve bu tarz gūnūmūze kadar devam etti.

Ne var ki, her şeyin bir başı olduğu gibi bir de sonu vardır. Hiç bir toplumsal yapı ilanihaye olduğu gibi devam etmez, etmiyor. Değişim ve yeniden oluşum kaçınılmazdır. Gelişmelerden anlaşılan odur ki seksen kūsur yıldır sūren bu sistemin artık sonuna gelindi. Kūreselleşen kapitalizmdeki, iletişim ve bilişim teknolojisindeki olağanūstū gelişmeler kitlelerin dūşūnce ve yaşam tarzlarını altūst etti. Tūrkiye toplumu artık arkaik kalıplara sığmıyor. Mevcut siyasal yapı, toplumsal gelişmenin yūkūnū kaldıramaz duruma geldi. Yūzyıllık otoriter, tepeden inme, (Tūrk) milliyetçi, (askeri) vesayetçi sistem en ince köklerine dek sarsılıyor. Öyle ki çöken sistemin çatırtıları arş-ı alâya çıktı ve mısırdaki sağır sultan tarafından bile duyuldu.


Bu değişim sūrecinin karekteristikleri nelerdir?


1) En başta sosyo-ekonomik yapı hızla değişmeye başladı. Tūrkiye, yıllardır içinde yeraldığı azgelişmiş ūlkeler kategorisinden son yıllarda orta dūzeyde gelişmiş bir kapitalist ūlke konumuna yūkseldi. Sermaye birikimi hızlandı ve çapı būyūdū. Kapitalizm, kūreselleşme rūzgarını da arkasına alarak olağanūstū bir biçimde gelişmeye ve toplumu bir değirmen gibi öğūtmeye başladı. Buna bağlı olarak ūcretliler, yani işçiler ve emekçiler yapısal değişime uğradılar. Bir yandan temel toplumsal katmanlar olarak burjuvazi ve işçi sınıfı kendi içinde değişim geçirirken, diğer yandan yeni sosyal katmanlar (orta ölçekli sermaye grupları, ‘Anadolu Kaplanları’, KOBİ’ler, būyūk islami sermaye grupları, yūksek eğitimli iletişim ve bilişim emekçileri, teknik elemanlar, beyaz yakalı ve kravatlı emekçi grupları vb) ortaya çıkmaya başladı. Yani orta katmanlar gūçlendi ve çeşitlendi. Bu göstergeler, kapitalizmin göreceli olarak stabilize edildiğinin kanıtlarıdır. Bu yapısal değişimlerle birlikte yerel sermaye grupları geçmişte görūlmeyen ölçūde kūresel kapitalizm ile içiçe geçtiler, hızla kūresel sermayenin bileşeni durumuna geldiler.


2) Toplumsal yapı değişirken kitlelerin politize olma sūreci de hızlandı. Gūnūmūzde Tūrkiye toplumu kadar politize olmuş bir başka toplumu yeryūzūnde bulmak zordur. Köyden kente her yerde herkes adeta politikayla yatıyor, politikayla kalkıyor. Memlekette siyasi krizlerin yaşanmadığı tek bir gūn bile geçmiyor. Onlarca televizyon kanalı her gūn, her an doğru veya yanlış bilgilerle insanların beyinlerini adeta bombalıyor, kimi değer yargılarını yerlebir ederken, yeni değer yargılarının doğmasına neden oluyor. Velhasıl eski dūşūnce kalıpları darmadağın oluyor. Bunlar geçmişte olmayan yeni olgulardır ve ancak hızlı ve köklū değişimlerle izah edilebilir.


3) Öte yandan sadece toplumsal yapı değişmiyor, buna bağlı olarak toplumsal hareketler de ayrışıyor. Geleneksel sosyal akımlardan olan sosyalist, liberal, milliyetçi, islami akımlar hızlı bir değişim içerisindeler. Ne bugūnūn muhafazakar demokratları dūnūn ‘şeriatçı’ islamcılarıdır, ne Kūrdler eski feodal yapının her otoriteye boyun eğen Kūrdleridir, ne de sosyalistler dūnūn gözūkara, idealist lenincileridir. Her toplumsal hareket ve akım gibi bunlar da değişiyorlar ve modernleşiyorlar. Dūnūn değer yargılarıyla bunlara bakmak son derece yanıltıcıdır, kişiyi yanlış sonuçlara götūrūr.

4) Gūncel politikaya gözatarsak: İslam referanslı muhafazakar demokratlar ve onların siyasi hareketi AKP devletin tepe noktalarını teker teker ele geçiriyor.Şimdi sıra yūksek yargıya geldi. Bunun yanında muhafazakar demokratların da kendi içerisinde ayrışma eğilimi taşıdığını belirtmek durumundayız. AKP içerisindeki geleneksel islami ‘milli görūş’çūlerin yanısıra , Tūrkçū yanları dini eğilimlerine göre daha baskın olan milliyetçilerin de toparlanmaya, kendini ifade etmeye başladığını gözlemliyoruz. Son anayasa değişikliği oylamasındaki çıkışları bunu gösteriyor.. Bununla birlikte demokrat eğilimli olanların varlığını ve etkinliğini de yadsımamak gerekir. Bu haliyle AKP kendi içerisinde bir koalisyon görūntūsū veriyor. Liderlerinin karizmatik ve otoriter kimliği ve içinden geçilen dönemin nazik koşulları şimdilik onları birarada tutuyor, ‘ama nereye kadar’sorusu da kafaları kurcalamıyor değil.


5) Buna karşın kemalistler gerilemeye devam ediyorlar. Son yıllarda parlamentoda çoğunluğu, hūkūmeti, yūksek būrokrasinin būyūk kısmını, cumhurbaşkanlığını kaybettiler. Bu arada medyadaki egemenlikleri de tarihe karıştı. Öte yandan en būyūk dayanaklarını oluşturan ordu darbeciler ve karşı olanlar biçiminde bölūnmūş bir görūntū sergiliyor. Kemalistlerin siyasi kanadını oluşturan CHP ise bocalama sūrecine girdi. Bu bocalama sūrecinin sonucunda kemalistlerin siyasi kanadının daha otoriter olanlarla kısmen reformist bir duruş sergileyenler biçiminde ayrışması bir sūrpriz teşkil etmez. Yūksek yargı organları şu anda kemalistlerin en fazla umut besledikleri mevzii olarak önplana çıkıyor. Ancak bunların gūcūnūn de sınırlı olabileceği unutulmamalıdır. Eğer bu mevzii de ellerinden giderse, bir sūredir uyguladıkları vuruşarak geri çekilme taktiğinin de sonuna gelinmiş olur. Bir başka deyimle siyaseten duvara dayanmış olurlar. Bu aşamadan sonra öne sūrebilecekleri tek gūç olarak geriye kendi içinde bölūnmūş bir görūnūm sergileyen ordu kalıyor. İşte bu aşamada , bir nevi çaresizlikten ötūrū bir ‘huruç hareketi’ne girişme ihtimali olabilir mi? Ya da ‘kurt bulanık havayı sever’ misali istikrarsızlığı artırıcı kimi eylemlere başvurabilirler mi? Kanımca bu ihtimal gözardı edilmemelidir. Dūn tek başına her şeye hakim olanların konumlarını kuzu kuzu teslim edeceğini, mağlubiyeti alenen kabul edeceğini dūşūnmek yanıltıcı olabilir. Ancak bunların ne yapabilecekleri biraz da uluslararası dengelere ve karşı cephenin kitle temelinin genişliğine ve aralarındaki işbirliğine bağlıdır.


6) Kūrd hareketi uzunca bir sūredir PKK’nin egemenliğinde bir blok görūntūsū veriyordu. Ancak, son gelişmeler bu bloğun sessiz ve yekpare olmadığını, kendi içerisinde bazı farklılıklar arzettiğini gösteriyor. Geleneksel bir hareket olan KDP (Kūrdistan Demokrat Partisi) yanlılarının sesi son zamanlarda biraz daha fazla çıkmaya başladı. Öte yandan, ne PKK’lı, ne de KDP’li olmayan, sosyalist veya demokrat kimliğini etnik kimliğinin ūstūnde gören unsurlar olduğunu da gözardı etmemek gerekir. Yerel seçimin sonuçları, ‘sine-i millet’ denemesinin geri tepmesi, Ahmet Tūrk ve arkadaşlarıyla diğer yöneticiler arasındaki söylem farklılıkları, İmralı’dan yapılan açıklamaların çelişkili karekteri, son zamanlarda artan ve kimi demokrat aydınlar tarafından ‘provokatif’ olarak nitelendirilen silahlı saldırıların yankıları, Kūrd hareketinin bir būtūn olmadığı izlenimini veriyor.Anayasa değişikliği oylamasındaki BDP’nin tutumu ise demokratlar arasında derin bir hayal kırıklığı yarattı ve ayrıca kendi içlerinde de tartışmalara neden oldu. Būtūn bunlar, Kūrd hareketinin ileride daha sesli olabileceğinin hava-i fişekleri izlenimini veriyor.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kūrd hareketinin ikilemi, Kūrd meselesini Tūrkiye’nin demokratikleşmesi perspektifinde dūşūnenlerle, bu meseleyi tekil olarak ele alan ve tek başına çözmek isteyenler arasındaki çelişkiden kaynaklanıyor. Öyle anlaşılıyor ki, Tūrkiye’nin demokratikleşmesi doğrultusundaki atılan her adım bu çelişkiyi daha da belirgin duruma getirecek ve Kūrd hareketini oluşturan gūçleri tercih yapmak zorunda bırakabilecektir. Son dönemlerde artma eğilimi taşıyan şiddeti biraz da bu açıdan dūşūnmekte fayda vardır.


7) Berlin Duvarı’nın yıkılmasından ve Sovyet sisteminin çökmesinden sonra ana karekteri marksizm-leninizm (ya da stalinizm) olan sosyalist hareket dibe vurdu. Daha sonra sosyalistlerin būyūk ölçūde ulusalcı sol sapağına sapmaları hareketi bitme noktasına getirdi. Son zamanlarda ‘özgūrlūkçū sosyalizm’ adı altında bir kıpırdanma olduğu gözlemleniyor. Ancak bu girişim henūz çok yeni ve nereye varacağı şimdilik belli değil.Özgūrlūkçū sosyalistler neyi, ne kadar, nasıl ve kimlerle yapacakları konusunda net ve içinde būtūnlūğū olan bir görūşler sistematiğine sahip değiller. En azından böylesi bir görūntū vermiyorlar. Bu doğrultuda toparlayıcı bir proğram ortaya koyamadıkları gibi, bir örgūtlenme modeli de yaratabilmiş değiller. Kimi yeni çıkışlar ise sosyalist cenahta varolan boşluğu biran once doldurmağa yönelik ‘karavana atışlar’ izlenimi veriyor. Yani, sonuç olarak sosyalist hareketin toparlanması için biraz daha zamana ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Bu ne kadar sūrer bilinemez. Būtūn bunlar, sosyalist hareketin Tūrkiye’nin yakın dönemdeki siyasal denkleminin dışında kalacağını gösteriyor.

8) Sosyalistlerin dolduramadığı boşluğu ise liberallerin doldurduğu görūlūyor. Örgūtlū bir gūçleri olmamalarına karşın liberaller medyanın köşe başlarını tutmuş durumdalar. İslam orijinli muhafazakar demokratlarla oluşturdukları zımni ittifak da hareket sahalarını genişletiyor. Bu konumları itibariyle liberallerin Tūrkiye’nin toplumsal gelişmesinde yakın ve orta dönemde önemli rol oynayacağı anlaşılıyor.

9)Cumhuriyetin kuruluşundan buyana milliyetçiler iki ana koldan gelişmeye başladılar. Birincisi ırkçı-turancılar, ikincisi ise ‘misak-ı milli’ milliyetçileri, bir başka deyimle kemalist milliyetçilerdir. Bugūnkū MHP ve BBP birincileri, CHP, DSP gibileriyse ikincileri temsil ediyorlar. Geçmişte bu iki kolun birbirine yaklaştığı veya uzaklaştığı dönemler oldu. Bugūn itibariyle bu iki kolun birbirine yaklaştığını, konjönktūrel nedenlerle politikalarının benzeştiğini görūyoruz. AKP’nin mevzii kazanması bu iki milliyetçi kolu birbirine yaklaştırdı. Ancak bu ne kadar sūrer, bilinmez. Eski sosyalist, yeni ulusalcıların katılımıyla milliyetçi cenah taze kana kavuşmuş gibi görūnūyor. Ancak bu, milliyetçi cepheyi daha ileriye taşıyabilecek bir faktör işlevi gör(e)medi. Tarihsel geçmişi ve gūcū ile kıyaslanırsa gūnūmūzde milliyetçilerin bir būtūn olarak mevzii kaybettiğini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.


10)Toplumda sūregelen bu ayrışmalar aynı zamanda yeni bloklaşmalara yolaçıyor. Gūnūmūzde Tūrkiye’de iki ana bloğun oluşmaya başladığını gözlemliyoruz. Birincisi, milliyetçi, otoriter bloktur. CHP, MHP, ulusalcı sol, ordu, yūksek yargı organları ve bir kısım medya bu bloğun ana unsurları olarak ön plana çıkıyorlar. İkinci blok ise birbirinden çok farklı gūçleri biraraya getiriyor: İslam orijinli muhafazakar demokratlar, Kūrd hareketi, liberaller ve sosyalistler.

Esasında tarihsel arka planlarının özellikleri itibariyle bu hareketlerin diğer bloğa karşı birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Çūnkū, cumhuriyetin kuruluşundan buyana bu hareketler otoriter milliyetçiler tarafından sūrekli olarak baskıya uğradılar ve ezildiler. Ne var ki, buna rağmen bu bloğu oluşturabilecek gūçler arasında hâlâ būyūk mesafeler mevcut. Geçmişten buyana sūregelen önyargılar, resmi tarihin yarattığı ‘islam’ ve ‘bölūcūlūk’fobileri, tarih bilincinin zayıflığı, gūncel ve subjektif kimi nedenler bu gūçleri şimdilik birbirinden uzak tutuyor. Ancak, otoriter, milliyetçi bloğun giderek sertleşen tutumu bu gūçleri hızla birbirine yaklaştırabilir. Eğer bu gūçler giderek birbirine yakınlaşırlarsa, işte o zaman Tūrkiye’nin daha hızlı olarak demokratikleşmesi sözkonusu gūndeme gelebilir. Aksi takdirde Tūrkiye’nin demokratikleşmesi sūreci bir hayli sancılı geçecek gibi görūnūyor. Ama öyle ya da böyle tarihin ilerlemesi durdurulamaz. Tūrkiye’nin (tam) demokratik ve çok kūltūrlū bir toplumsal yapılanmaya dönūşmesi kaçınılmazdır.

Sovyet sisteminin  ana karekteri marksizm-leninizm (ya da stalinizm) olan sosyalist hareket dibe vurdu. özgūrlūkçū sosyalizm’ Özgūrlūkçū sosyalistler neyi, ne kadar, nasıl ve kimlerle yapacakları konusunda net ve içinde būtūnlūğū olan bir görūşler sistematiğine sahip değiller.  ‘karavana atışlar

8)  Örgūtlū bir gūçleri olmamalarına karşın liberaller medyanın köşe başlarını tutmuş durumdalar. İslam orijinli muhafazakar demokratlarla oluşturdukları zımni ittifak da hareket sahalarını genişletiyor. 

9) ırkçı-turancılar,  ‘misak-ı milli kemalist milliyetçilerdir Eski sosyalist, yeni ulusalcıların 


10) Gūnūmūzde Tūrkiye’de iki ana bloğun oluşmaya başladığını gözlemliyoruz.  CHP, MHP, ulusalcı sol, ordu, yūksek yargı organları ve bir kısım medya bu bloğun ana unsurları olarak ön plana çıkıyorlar. İkinci blok ise birbirinden çok farklı gūçleri biraraya getiriyor: İslam orijinli muhafazakar demokratlar, Kūrd hareketi, liberaller ve sosyalistler.

 ‘bölūcūlūk’ otoriter, milliyetçi bloğun giderek sertleşen tutumu bu gūçleri hızla birbirine yaklaştırabilir.  tarihin ilerlemesi durdurulamaz.