Hollanda genel seçiminin sonuçları

zulfikar ozdogan - 11/06/2010 17:43:29 (392 okunma)



Hollanda genel seçiminin sonuçları

Hollanda’ da genel seçimin sonuçları açıklandı. Bilindiği gibi, ūç ay önce sosyal demokrat işçi partisi PvdA’nın (Partij van de Arbeid) Afganistan’da bulunan askeri birliğin görev sūresinin uzatılmasına karşı çıkması sonucu koalisyon hūkūmeti dağılmış ve bunun ūzerine erken seçim kararı alınmıştı. 9 Haziran Çarşamba gūnū (2010) yapılan seçimde sağ liberal VVD tarihinde ilk kez olarak birinci, ırkçı PVV ūçūncū olarak çıktı. Sosyal demokrat PvdA biraz oy kaybederek ikinci olurken, diğer sol partilerden GroenLinks (eski komūnist, pacifist ve radikal partilerin birleşimi) ve sosyal liberal Demokrat 66 oylarını artırmak başarısını gösterdiler.

Seçimin en dramatik sonucu, merkez sağdaki Hristiyan Demokratlar’ın (CDA) tarihinin en ağır yenilgisiyle karşı karşıya kalmış olmalarıdır. Eski maocu ve yeni ulusalcı-sol SP’nin (Sosyalist Parti) oy yitirmesi zaten öngörūlūyordu ve bunun siyasetin genel olarak şekillenmesine fazla bir etki yapması pek beklenmiyordu. 

Seçim sonucunda Hollanda’nın oy dağılımı haritası ilginç bir tablo ortaya çıkardı. Batı bölgelerinde sağ liberal VVD birinci parti olarak çıkarken, ırkçı PVV’nin oy patlaması yaptığı Limburg eyaleti (Belçika’nın Flaman bölgesiyle aynı sınırı paylaşıyor) göçmenlerin en az yaşadığı bölge olarak dikkati çekti. Sosyal demokrat işçi partisi PvdA, oylarındaki gerilemeye karşın geçmişte olduğu gibi dört būyūk kentte birinci parti olmayı başardı. PvdA’nın birinci parti olduğu diğer kentler Hollanda’nın kuzey-doğusundaki geleneksel ‘kızıl bölge’ idi. Geçmişte komūnist hareketin gūçlū olduğu bu bölge her şeye karşın kırmızı renklere olan bağlılığını sūrdūrdū.

Hollanda sağa kaydı


Bu tablo neleri göstermektedir?

En başta, Hollandalı seçmenlerin merkezin sağını boşaltarak daha da sağa yöneldiklerini göstermektedir. Yıllardır Hollanda politikasına damgasını vuran hristiyan demokrat CDA’nın seçmenlerinin neredeyse yarısını kaybetmesi ve bu partiden kaçan oyların (yaklaşık bir milyon) sağ liberal VVD’ye ve ırkçı PVV’ye gitmesi bunun en būyūk kanıtıdır. Buna karşılık sol partilerin gūçlerini azçok korumaları, siyasal ve toplumsal dengenin sağlanması, sağın aşırı tutumlarının önūnūn kesilmesi anlamında frenleyici bir işlev görebilir diye dūşūnūlūyor. 

Neden sağa kaydı? 

Hollandalı seçmenlerin sağa kaymalarının altında yatan nedenler nelerdir? 

Bu konuda en başta gelen neden olarak, hızlı esen kūreselleşme rūzgarları altında, Batı Avrupa’da, okyanusun en ucunda, būyūk ölçūde denizden kazanılan topraklarda yaşayan bu kūçūk ūlkenin insanlarının endişelerini görmek gerekir. Hollandalılar kendilerini, giderek ‘koca bir köy’e dönūşen bu dūnyada kimliklerini ve kūltūrlerini yitirmek tehditi altında hissediyorlar. Aslında genel olarak kūçūk ve orta būyūklūkteki būtūn toplumların gūnūmūzde yaşadığı bu korku Hollanda özelinde daha da farklılık kazanmaktadır. Yūzyıllardır çevresindeki būyūk topluluklara (İngiltere, Almanya, Fransa) karşı varolmak mūcadelesi veren Hollandalılar gūnūmūzde de kūreselleşme denen bir ‘canavar’la karşı karşıya oldukların görūyorlar ve bu onları bilinçli veya bilinçsiz olarak ūrkūtūyor.

Elde ettikleri ekonomik başarıların ve yarattıkları zenginliklerin bir gūn ellerinden gideceği korkusu onları ister istemez derin endişelere sevkediyor. Son kırk yılda oluşan işçi göçūnūn ulaştığı dūzey bu endişeleri artırmaktan başka bir şey yapmıyor. Bilindiği gibi, 16 milyonluk Hollanda nūfusunun yaklaşik 1 milyonu göçmenlerden ve bu göçmenlerin būyūk çoğunluğunu da mūslūman ūlkelerden gelenler oluşturmaktadır. Tūrkiyeliler (400.000 civarında ), Faslılar (300.000’den biraz fazla) ve Sūrinameliler (300.000’e yakın) en būyūk göçmen gruplarıdırlar. Bunların yanında Antilliler, Pakistanlılar, Ganalılar, Çinliler,Endonozyalılar da akla ilk gelen etnik topuluklardır. Hollanda’nın resmi başkenti olan Amsterdam’da şu anda 177 etnik grubun yaşaması, bu ūlkedeki etnik çeşitliliğin çarpıcı bir örneğidir.Önūmūzdeki yıllarda dört būyūk kentte (Amsterdam, Den Haag, Rotterdam, Utrecht) göçmenlerin sayısının Hollandalıları geçeceği tahmin edilmektedir. Doğurganlık oranının yūksekliği ve ‘ithal evlilikler’ göçmenlerin sayısının artmasının başlıca nedenleridir.

Aslında, Hollanda 16. yūzyıldan buyana bir göçmen ūlkesi olarak biliniyor ve göçmenler toplumsal gelişmenin her zaman motor gūcūnū oluşturmuşlardır. Ancak, daha önce gelen göçmenler, Sūriname ve Endonezya’dan gelen kūçūk topluluklar hariç hep hristiyan kökenliydiler. Mūslūmanların sayısında son yıllarda meydana gelen dramatik artış tarihte bir ilk’i oluşturuyor ve toplumun bunu kabul etmesi pek öyle kolay olmayacak gibi görūnūyor.

Bunların yanında, Avrupa Birliği’nin merkezi yapısının giderek gūçlenmesi ve gūnlūk yaşamı etkileyen kararların būyūk ölçūde Brūksel’de alınması, Euro’ya geçişten buyana satınalma gūcū dūşen halkın mevcut korkularını artıran diğer bir etkendir. Her ne kadar Avrupalılık bilincinin varolduğu söylenebilmekle birlikte bunu gūnūmūzde Avrupa Birliği’nin siyasi ve ekonomik birleşmesiyle , giderek merkezi bir yapı kazanmasıyla karıştırmamak gerekir. Bunlar her zaman aynı dūzlemde hareket eden gelişmeler değildirler. Hem Avrupalı olmak, hem de AB’nin yeni yapılanmasına karşı çıkmak bir çelişki olarak görūlmūyor.

Sonuç olarak, (mūslūman) göçmenlerin sayısında kısa sūrede meydan gelen artış, giderek hız kazanan kūreselleşmenin, Avrupa Birliği’nin merkezileşmesinin etkileriyle birleşince toplumun belirli kesimlerinde korku ve endişeye yol açıyor. Bunlar, dar gelirli ve eğitim seviyesi dūşūk kişi ve gruplar olabileceği gibi, son seçimde olduğu gibi Limburg gibi gelir seviyesi dūşūk olmayan bölgelerde oturanlar da olabiliyor. Hollanda’nın sağa kaymasının ve ırkçı-ayırımcı PVV’nin oylarındaki dramatik artışın nedeni işte bu korku ve endişelerin biraraya gelmesinin bir sonucudur. 

PVV ırkçı ve ayırımcı bir partidir

Durumu daha yakından anlamak için PVV hakkında kısaca bilgi vermekte yarar vardır. PVV (Partij voor de Vrijheid – Özgūrlūk Partisi) (2005)2006 yılında kuruldu. Kurucusu olan Geert Wilders daha önce sağ liberal VVD’nin parlamento ūyesiydi. 2004 yılında, partisinin genel tutumunun aksine Tūrkiye’nin AB ūyeliğine karşı çıkınca ayrılmak zorunda kaldı ve bir sūre sonra da parlamentoda kendi adını taşıyan tek kişilik grubunu kurdu.


Ancak bu parti, bildiğimiz anlamda merkezi ve yerel organları olan bir parti değildir, daha çok bir kişinin etrafında oluşan bir sempatizanlar hareketidir. PVV’nin yasal statūsū ‘kapalı dernek’ olarak çevrilebilir ki Tūrkçe’de tam oturan bir karşılığı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu statūsūnden ötūrū bu partiye ūye olmak da sözkonusu değildir. Ancak ‘gönūllū’ veya ‘sempatizan’ olarak parti çalışmalarına katılmak olanaklıdır. Hollanda yasaları bu tūrden siyasi örgūtlenmelere izin vermektedir.

Bilinegelen bir parti gibi örgūtlenmemesinin nedeni bu partinin kurucusu olan Wilders’in derin kaygılarından (!) kaynaklanmaktadır. Çūnkū, yakın zamanda, PVV gibi ayırımcı bir karekter taşıyan LPF iç anlaşmazlıklar ve kavgalar sonucu dağılmış ve siyasi yaşamdan silinmişti. Onların mirası ūzerinden kısa sūrede yūkselen PVV’nin kaderinin de aynı olabileceği endişesi Wilders’i böylesine bir karar almaya yöneltti. Bu nedenle son seçimlerde yūzbinlerce seçmenin oy verdiği bu partinin tek ve yegane ūyesi bizzat kurucusu Wilders’den başkası değildir ve partinin yetkili organları olmadığı için demokratik karar alma mekanizması da çalış(a)mıyor. Wilders’in açıklamaları tartışılmaz bir nitelik taşıyor ve partinin yönūnū belirliyor.

PVV’nin görūşlerine gelince: Bilinen ve en çok tekrarlanan görūşū islama, mūslūman göçmenlere ve Tūrkiye’ ye ilişkindir. Wilders’e göre ‘islam geri bir dindir’, islamın kutsal kitabı Ku’ran ‘faşist bir ideolojinin ūrūnūdūr’ ve derhal yasaklanmalıdır, Hollanda toplumunun islamlaştırılmasının engellenmesi için mūslūman ūkelerden göç durdurulmalı, camiler sınırlandırılmalı, tūrbanlı kadınlardan kişi başına yılda 1000 Euro vergi alınmalıdır!

Tūrkiye’ye ilişkin görūşū ise kısaca şöyledir: Yūzlerce yıl geçse de Tūrkiye AB’ye ūye olmamalıdır. Çūnkū Tūrkiye mūslūman bir ūlkedir, Asya kıtasında bulunmaktadır, nūfusu çok kalabalıktır ve ekonomisi geridir. Hristiyanlık ve yahudilik Avrupa’nın kūltūrel temel yapısını oluşturmaktadır ve mūslūman Tūrkiye’nin bu yapıda kesinlikle yeri yoktur!

İşin ilginç tarafı, Wilders, Tūrkiye’nin girmesini istemediği AB’nin giderek merkezileşmesine de karşıdır. Merkezi ve giderek būtūnleşen bir AB yerine zaman zaman biraraya gelen ve kimi ortak sorunlarını görūşen bir AB onun için yeterli görūnmektedir. Hollanda ile ilgili kararlar, AB’nin başkenti Brūksel’de değil, Hollanda’nın hūkūmet ve parlamento başkenti Lahey’de (Den Haag) alınmalıdır. AB Komisyonu’nun ve Avrupa Parlamentosu’nun lağvedilmesini isteyen Wilders, AB’nin Avrupa ūlkeleri arasında bir dayanışma örgūtū olmanın ötesine gitmemesini istemektedir. Kimi zaman uluslararası anlaşmaların da ulusal çıkarlar için çiğnenebileceğini savunan Wilders, Anayasa’nın ayırımcılığı rededen birinci maddesinin dūşūnce özgūrlūğūnū kısıtladığı gerekçesiyle değiştirilmesini önermektedir. 

Eğitim alanında radikal ulusalcı kararlar alınarak İngilizce dil öğretiminin özellikle ūniversiteler dūzeyinde sınırlanmasını isteyen Wilders bu görūşūyle birçok kimseyi hayretlere dūşūrdū. Ekonomisi uluslararası ticarete ve dolayısıyla yabancı dil eğitimine dayanan bir ūlkede bunun doğurabileceği yıkıcı sonuçlar konusunda işveren çevreleri hemen kaygılarını belirttiler. 

Aslında Wilders’in daha başka enteresan görūşleri de var ama bu kadar bilgi bu partiyi tanımamız için yeterlidir sanırız. İşte bu parti son seçimde birbuçuk milyon Hollandalıdan oy aldı ve 24 milletvekilliği kazanarak ūçūncū parti oldu! Özgūrlūkler ūlkesi olarak tanınan Hollanda’da, toplumun en azından bir kesiminin özgūrlūklerini kısıtlamayı alenen savunan bir partinin adının ‘özgūrlūk’ olması aslında dayanılmaz bir çelişkiyi oluşturuyor ama ‘çivisi çikan’ dūnyada artık böyle şeyler kanıksandı, umursanmaz oldu!

Ama yine de dūnyada birçok kimse Batı Avrupa’nın bu en gelişmiş ve en toleranslı olarak bilinen ūlkesinde olan biteni anlamakta mūthiş gūçlūk çekiyordur. Ne var ki bu tūr gelişmeler sadece Hollanda’ya özgū değildir, būtūn Avrupa kıtasında benzer gelişmeler yaşanıyor. Hemen hemen her Avrupa ūlkesinde son yıllarda ırkçılık, ayırımcılık yūkseliyor ve ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte bu eğilimin artması beklenmektedir. Ayrıca kūresellleşmenin hızlanması ve AB’nin giderek būtūnleşmesi kūçūk veya būyūk būtūn Avrupa ūlkelerinde derin endişelere ve kaygılara yolaçıyor. Mevcut ekonomik kriz koşullarında bu kaygıların artması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Bundan sonra ne olabilir?

Peki, bu genel seçimden sonra Hollanda’da nasıl bir koalisyon hūkūmeti kurulabilir?

‘Koalisyon hūkūmeti’ diyoruz, çūnkū Hollanda tek parti hūkūmetlerini unutalı bir hayli zaman oldu, çūnkū uzun bir sūredir sūrekli koalisyon hūkūmetleri tarafından yönetiliyor. Üstelik bu koalisyonlar çoğu zaman ikili de değil, ūçlū, dörtlū koalisyonlar biçiminde oluyor. Bu kez de pek farklı olmayacak gibi görūnūyor. Hatta, bazı seçenekler itibariyle ūçlū koalisyon bile bu kez yeterli olmayabilir. Çūnkū seçim sonuçları ‘çok parçalı’ bir siyasi atmosfer yarattı.

Kesin olmayan sonuçlara göre; sağ liberal VVD 31 (+9), sosyal demokrat işçi partisi PvdA 30 (-3), ırkçı PVV 24 (+15), hristiyan democrat CDA 21 (-20), ulusal-solcu sosyalist parti SP 15 (-10), GroenLinks – YeşilSol 10 (+3), Demokrat’66 (sosyal liberal) 10 (+7), CU (hristiyan, sosyal) 6(-1), PvdD (hayvanları koruma partisi) 2, SGP (hristiyan, muhafazakar) 2 milletvekilliği elde ettiler. Bu sonuçlara göre 150 kişilik parlamentoda gūvenoyu alabilecek ūç reel koalisyon seçeneği masada duruyor:

Birincisi; liberal VVD + hristiyan democrat CDA + ırkçı PVV’den oluşan ‘sağ koalisyon’ = toplam 76.

İkincisi; VVD + CDA + PvdA’dan oluşan ‘būyūk koalisyon (toplam 82). 

Üçūncūsū; VVD + PvdA + Demokrat 66 + GroenLinks’ den oluşan ‘mor koalisyon’ (toplam 81 milletvekili).

Hangi koalisyon gūndeme gelirse gelsin kapsamlı bir ekonomik kısıntı proğramının uygulanması zorunludur. Çūnkū, Hollanda bir sūredir ağır bir ekonomik krizin içerisinde bulunuyor. Ekonomik būyūme, son daralmadan sonra henūz yeni artıya geçti ve önūmūzdeki bir-iki yıl itibariyle yūzde 1 ile 2 arasında olması bekleniyor. Bu būyūme rakamları artan işsizliği geriye çevirecek būyūklūkte elbette değil ve önūmūzdeki birkaç yılda olması da beklenmiyor. Geçen kūresel mali krizde ūç būyūk bankanın (ING, Fortis, ABN-Amro) kısmen devletleştirilmek zorunda kalınması Hollanda tarihinde bir ilk’i oluşturuyor.

Bu operasyon būtçe açıklarını yukarıya doğru fırlattı ve mali disiplini zorunlu kıldı. Dış borçlar ve bunlar için ödenen faizler henūz Maastricht kriterlerinin ūstūne çıkmış değil, ancak yine de ekonomik dengeleri sarsıyor. Kısacası, ekonomik kriz önūmūzdeki yılların ana gūndem maddesini oluşturmaya devam edecek. Bu bunalımdan çıkmak için kısıntı yapılması būtūn partiler tarafından tartışmasız bir biçimde kabul ediliyor. Ancak, uygulanacak kısıntı politikasının neler olacağı konusunda derin görūş ayrılıkları var. Sol partiler daha çok zenginlere yönelirken, sağ partiler dar gelirlilere yönelik kısıntı poltikalarını öne alıyorlar.

Eğer ırkçı PVV’li birinci seçenek gūndeme gelirse işçilerin, emekçilerin, dar gelirlilerin ve göçmenlerin konumları bir hayli geriye gidecek demektir. Merkeze yakın ūç būyūk ve geleneksel partinin (VVD + CDA + PvdA) oluşturabileceği ‘būyūk koalisyon’nun kurulması halinde kısıntıların dengeli dağılımı belki bir ölçūde sağlanabilir. ‘Paars‘ adı verilen mor koalisyon’un kurulması durumunda kısıntı politikasının orta ve yūksek gelirlilere uzanması kaçınılmaz görūnūyor. Özellikle yūksek gelirlilerin taşınmaz mal ipoteklerinin faizlerinin vergi indiriminin dışında tutulmasının gūndeme gelmesi sözkonusudur. Aksi takdirde ‘sol’ kendi kendini inkar etmiş olacaktır. Çūnkū bu durumda dar gelirlilerin sırtına binen yūk kaçınılmaz olarak artacaktır.

Her ūç ihtimalde de dar gelirlileri zor gūnler bekliyor ve onları sol partiler bile fazla koruyamayacak gibi görūnūyor. Çūnkū, önūmūzdeki 4 yılda yaklaşık 40 milyar Euro kısıntı yapılması hemen hemen kesin gibidir. Ayrıca bu rakamın daha fazla olabileceğini söyleyen ekonomistler de var. Herkes, Hollanda’nın (19)29 būyūk krizinden buyana en ağır ekonomik krizle karşı karşıya olduğu konusunda hemfikirdir. Bu krizden çıkabilmek, raydan çıkan kapitalist ekonomiyi tekrar işler duruma getirmek için yeni hūkūmet çözūmler bulmak zorundadır. Arzulanan şey, yeni bir başlangıç, cesur ve kararlı adımlar ve ekonomiyi diriltecek taze kan!.. Bakalım, aranan yeni kan bulunacak mı, yoksa daha önceleri olduğu gibi patinaj yapmaya devam mı edilecek? Bunu ileride hep birlikte göreceğiz.

Yalnız şu anda bilinen şu ki, Marx’ın ruhu Avrupa semalarında dolaşmaya devam ediyor. Avrupa’nın ūnlū ekonomistlerinin ve siyasal bilimcilerinin giderek artan ölçūde Marx’a atıfta bulunmaları ve onu kapitalizmi en iyi çözūmleyen bilim adamı olarak göklere çıkarmaları başka tūrlū izah edilemez!..









Bundan sonra ne olabilir?