Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet midir?

 zulfikar ozdogan - 21/07/2012 19:40:08 (112 okunma)



Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet midir?

Uygulamasındaki kimi farklılıklara karşın laikliğin genel tanımı din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Yani devlet din işlerine, din de devlet işlerine karışmayacaktır. Bu, temel bir ilkedir.
Türkiye Cumhuriyeti (TC) kurulduğu zaman din devlet işlerine karıştırılmamış, ama buna mukabil devlet din işlerine karışmıştır. Bunun için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş, camilerin önemli bir kısmı devlet tarafından inşa edilmiş, müftüler, imamlar, müezzinler devlet kadrosuna alınmış, bütün bunların masrafları inanç farkı gütmeksizin yurttaşların vergilerinden karşılanmıştır. Unutmamak gerekir ki, TC kurulduğunda 12.5 milyon olan toplam nüfusun bir milyona yakınını Hristiyanlar ve sayıları tam bilinmemekle birlikte önemli bir oranını Aleviler oluşturuyordu. 

Bugün binlerce camisi, 130 bin civarında görevlisi, vakıfları, emlakları ve mal varlığıyla Diyanet ‘devlet içerisinde devlet’ gibidir. Bütçeden en çok pay alan idari teşkilattır ve her yıl tahsis edilen binlerce kadroyla toplumsal etkinliği bir çığ gibi büyümektedir. 

Diyanet’in kurulmasındaki amaç, dini devletin kontrolü altında tutmak ve Türk milliyetçiliğinin temelini Sünni İslam inancıyla güçlendirmekti. Kemalistler bu düzenlemeyi yaparken, bütün toplum mühendisleri gibi, devletin hep kendi ellerinde olacağını varsayarak hareket ettiler. Elbette onlar bir gün Türkiye’de İslam orijinli bir partinin büyük bir çoğunlukla işbaşına gelip bu devasa mekanizmayı kendi çıkarı için kullanacağını düşün(e)medi, düşünmesi de olanaksızdı. 

AKP iktidara geldiğinden buyana Diyanet’i güçlendirmeye bir türlü doyamadı. Kadro ve olanak açısından Diyanet bugün altın çağını yaşıyor. Devleti yönetenler, partilerinin kapatılması tehlikesi ortadan kalktığından buyana din işlerine alenen ve pek fena sarılmış vaziyetteler. 

Başbakan, demokratik bir ülkenin başbakanı olduğunu unutmuş, adeta bir halife gibi bizzat camilerin nerede kurulacağını tayin ediyor,mimarisine karışıyor, büyüklüğünü belirliyor. ‘Yeni selâtin camileri, cuma camileri inşa edeceğiz’ diyor. Çamlıca’nın tepesine, İstanbul’un her tarafından görülebilecek büyüklükte bir selâtin camisinin (bol minareli sultan camisi) inşa edileceğini hem başbakan, hem de yardımcısı Bülent Arınç açıkladı. Laik bir devletin başbakanı ve yardımcısı bunları söyleyebilir mi? Cami inşa etmek laik devletin işi midir? Osmanlı’da bile devlet bu kadar cami yapmadı, çoğunluğunu hayırseverler yaptırdı. Ayrıca sultanlar devrinde mi yaşıyoruz ki selâtin camisi inşa ediyoruz? Yoksa Recep Tayyip Erdoğan kendisini yeni sultan mı sanıyor?

Bu satırların yazarı 28 yıldır Batı Avrupa’da yaşıyor. Batı Avrupa toplumlarındaki gelişmeleri az çok izlemiş birisiyim. Avrupa’da yaşadığım süre içerisinde kilise yapımlarını planlayan bir başbakan veya herhangi bir politikacı görmediğim gibi, istisnai ulusal törenler hariç kiliseye gittiğini göstereni de görmüş değilim. Laik bir devlette kilise yapımı da, din görevlilerinin masrafları da ilgili cemaatin görevidir, devletin değil. Devlet, din işlerine karışamaz, dini gruplara destek sağlayamaz. Demokratik bir ülkede bunu yapan başbakanı bir gün bile o görevde tutmazlar.

Başbakan Erdoğan sadece cami yapımı ile meşgul değil, aynı zamanda dini toplumsal yaşamda daha görünür kılmak için canla başla çalışıyor. Konuşmalarını dini temellere dayandırması bir yana, okullarda din derslerini savunuyor, açıkça ‘dindar gençlik yetiştireceğiz’ diyor. Laik bir devletin görevi ‘dindar gençlik yetiştirmek’ olabilir mi? Hani devlet din işlerine karışmayacaktı? Devletin din işlerine karıştığı bir ülkede laiklikten söz edilebilir mi?

Başbakan bununla da kalmıyor. Her Cuma günü, yine arkasında televizyoncu ordusuyla namaz kılmaya gidiyor, üstelik çıkışta da memleket meseleleri üzerine demeç veriyor. Sadece başbakan değil, bakanlar, hatta cumhurbaşkanı aynı mizansenleri sürekli tekrarlıyorlar. Laik bir devlette bunlar olabilir mi? Hangi çağdaş, laik ülkede başbakanlar, bakanlar arkalarında televizyoncu ordusuyla kiliseleri veya camileri dolaşıp ibadet ediyorlar? Bu dinin siyasete alet edilmesi değil de nedir?

Başbakan Erdoğan, sık sık ‘kişi laik olmaz, devlet laik olur’, diyor. Eğer bununla, dindar insanların da devlet yönetimine gelebileceğini söylüyorsa buna kimsenin itirazı olamaz. Hatta başörtülü bir hanım da başbakan, cumhurbaşkanı olabilir ve olabilmelidir de. Hangi dini inanç ve etnik kökenden gelirse gelsin tüm yurttaşlar ayırım gözetmeksizin bu görevleri üstlenebilirler. Bu konuda hiç kimseye ayırımcılık yapılamaz. Kişinin kıyafeti ayırımcılık konusu olamaz.

Ama bu ayrı bir şeydir, dindar insanın kendi inancını topluma dayatması ayrı bir olaydır. Başbakan resmen, elindeki siyasi gücü ve makamı kullanarak kendi inancını bütün topluma dayatmak istiyor. Cami yapımına girişiyor, şatafatlı cami açılışları düzenliyor, arkasında televizyon ordusuyla camileri dolaşıp siyasi, toplumsal demeçler veriyor, toplumu din temelinde nasıl değiştireceğini anlatıyor, İslam dininin bir mezhebi temelinde açıkça din propagandası yapıyor. Kısacası din ile devlet işlerini birbirine karıştırıyor. 

Üstelik bunları yaparken başka inançlara da yön vermekten geri durmuyor. Başbakan ve bakanları Alevilerin inançlarını küçümseyici, Sünni inancını Alevilere dayatıcı açıklamaları yapmaktan geri durmuyorlar. Ortodoks Hristiyanlar için son derece önemli olan Ruhban Okulu’nu açmamakta direniyorlar. Süryani Mor Gabriel kilisesinin arazilerine, ‘hazine arazisi’ diye el konulmasına seyirci kalıyorlar. Bütün bunlar, Erdoğan ve arkadaşlarının aklının yüzyıllar öncesinde, ta Emevi döneminde kaldığını gösteriyor. 

Çağdaş, demokratik ve laik bir ülkeye böylesi bir yönetim anlayışı yakışmıyor.