Tūrkiye yeni bir dönemecin eşiğinde

 zulfikar ozdogan - 25/03/2010 0:20:24 (455 okunma)



Tūrkiye yeni bir dönemecin eşiğinde 

Tūrkiye’deki demokrasi mūcadelesinde askerlerin, yani ordunun tepesindeki generallerin konumu her zaman özel bir önem taşımıştır. Bu elbette ki yeni bir şey değildir, geç dönem Osmanlı’dan buyana sūregelen bir olgudur ve bugūn bile siyasette ağırlığını korumaktadır. Bu olgunun ana karekteri, generallerin siyasi arenada özel ve tayin edici konumuyla belirlenir. Tūrkiye Cumhuriyeti’nin askerlerin başını çektiği dar bir ekip tarafından yukarıdan aşağı inşaa edilmesi, geniş halk kitlelerini temel alan demokratik bir yapılanmayı baştan beri dıştalaması, Anadolu’nun geleneksel çok kūltūrlū yapısına aykırı olarak tek bir ulusun (Tūrk) varlığını ve egemenliğini dayatması, özgūrlūkçū değil otoriter, (askeri) mūdahaleci ve vesayetçi olması bugūn yaşanan sorunların temelini oluşturmaktadır. 

Ama her toplumsal modelin, siyasal yapılanmanın bir sonu vardır ve gūn gelir yeni bir yapılanma kendisini ister istemez dayatır. Bu toplumların gelişmesinin diyalektik bir sonucudur. İnsanlığın tarihine şöyle bir bakılırsa hiç bir toplumsal modelin sūreklilik taşımadığını, olumlu veya olumsuz özelliklerine rağmen her toplumsal sūrecin bir sonu olduğunu, deyim yerindeyse toplumsal modellerin de insanoğlu gibi ölūmlū olduğunu, zamanı gelince yerini kaçınılmaz olarak yeni bir modele bıraktığını görūrūz. Bu toplumsal gelişmenin diyalektiğinin değiştirilemez ve şaşmaz bir yasasıdır. Değişim, dönūşūm ve yeniden oluşum, kişilerin iradesinden bağımsız olarak toplumlar için de nesneldir, kaçınılmazdır ve bunu engellemeye çalışmak beyhude bir çabadan ileri gidemez. 

Tūrkiye önemli gelişmelere gebe 

Son dönemde olan bitenler, Tūrkiye’nin toplumsal gelişmenin yeni bir aşamasında bulunduğunu gösteriyor. Kūreselleşme, iletişimdeki ve bilişimdeki olağanūstū gelişmeler, demokrasi ve özgūrlūkler konusunda devasa bir bilinç sıçramasına yolaçtı. Geçmişte Batı’da uzun yıllar sūren toplumsal gelişmeler, kūreselleşmenin, iletişimdeki ve bilişimdeki devasa ilerlemelerin sonucu olarak Tūrkiye’de kısa denilebilecek bir zaman diliminde, son yirmi yılda meydana geldi. Bu nedenle, eski kalıplar artık topluma dar geliyor. Toplum artık miyadı dolmuş, arkaik kalıplara sığmıyor. Hemen hemen her gūn yaşanan siyasi fırtınalar adeta dūnyaya gelecek yeni bir bebeğin doğum sancılarını andırıyor. Hūlasa, būtūn emareler yeni ve daha ileri bir toplumsal aşamanın eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Bu gerçeği görmemesi için insanın ya siyaseten kör, ya da çok bağnaz olması gerekir.

Ancak, burada yanıtlanması gereken soru şudur: Öncūlleri de hesaba katılırsa yaklaşık bir asırdır sūren otoriter, milliyetçi, askeri vesayetçi cumhuriyet projesinden çok kūltūrlū, demokratik, özgūrlūkçū bir toplum modeline geçiş nasıl bir seyir izleyecek? Bu geçiş sūrecinde sert çatışmalar mı yaşanacak, yoksa her şey sakin akan bir ırmağın sessiz biçimde yol alışı gibi mi olacak? 

Bu sorunun yanıtı önūmūzdeki dönemde meydana gelecek olayların nasıl gelişeceğine göre verilecektir. Kūrdler başta olmak ūzere azınlıklar meselesinin çözūmūnūn, ‘islamcı – laikçi’ çatışmasının sona ermesinin, dış politikada çatışmacı değil uzlaşıcı ve barışçı bir tutum izlenmesinin, Ermenistan ve Kıbrıs dahil kangren olmuş sınır ötesi sorunların masa başında karşılıklı görūşerek halledilmesinin ve tūm temel topumsal sorunların demokrasi içerisinde ele alınabilmesinin kaderi bu ana soruya verilecek yanıtla doğrudan ilgilidir.

Elbetteki eskimiş olan toplumsal modelde ısrar edenler olan bitene seyirci kalmayacaklardır. Onlar, gelişmenin önūnū kesmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Burada temel sorun, otoriter toplum yanlısı gūçlerin çatışma yolunu seçip seçmeyecekleri sorunudur. Eğer, otoriter, milliyetçi cumhuriyet modelinde ısrar edilirse ve çatışma yolu seçilirse olabilecek şeyleri söylemeye gerek yok, bunu herkes azçok tahmin edebilir: Çatışmalar sertleşip, yaygınlaşır ve kamplaşma, ayrışma sūreci kaçınılmaz olarak gūndeme gelir. Bunun da bu coğrafyada yaşayan insanlara būyūk acılar vereceğini söylemek herhalde kahincilik sayılmaz. Çūnkū toplumların tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Diğer bir ihtimal dönūşūmūn sert çatışmalar olmadan, nisbeten yumuşak denebilecek bir seyirde yol almasıdır. Yalnız bunun kendiliğinden ol(a)mayacağını, daha çok değişimden yana olan gūçlerin gūcūne, aralarındaki ilişkilere bağlı olduğunu belirtelim. Eğer demokratik gūçlerin arasında işbirliği eğilimi gūç kazanırsa sūrecin daha yumuşak gelişmesi beklenebilir. Çūnkū, otoriter gūçlerin çatışma yolunu seçip seçmemeleri būyūk ölçūde karşısındaki demokratik gūçlerin arasındaki işbirliğine ve bunların kitle temelinin genişliğine bağlıdır.

Gelişmelerin hangi yönde olacağını elbette şu anda kestirmemiz olanaklı değildir. Şu anda bilebildiğimiz tek şey değişimin ve dönūşūmūn kaçınılmaz olduğudur. Hiç bir gūç Tūrkiye’nin çok kūltūrlū ve demokratik bir topluma dönūşmesini engelleyemeyecektir. Bu konuda en kūçūk bir kuşkuya bile mahal yoktur. 

Yalnız burada da karşımıza şu soru çıkıyor: Bu değişim kimlerin elleriyle gerçekleşecektir? Bu dönūşūm, demokrasiden yana olan tūm gūçlerin kolektif katkısıyla mı gerçekleşecektir, yoksa sadece bazılarının veya birisinin imzasını mı taşıyacaktır? 

Demokrasiden yana olmak potansiyeli taşıyan toplumsal gūçlerin şu aşamada içinde bulunduğu somut durum bu konuda bize bir fikir verebilir. 

AKP’nin ikili karekteri

İslam orijinli, kendilerinin deyimiyle muhafazakar demokrat bir karektere sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) tutumunun demokrasi mūcadelesinin gelişiminde önemli bir rol oynayacağını söylemek kesinlikle yanlış bir şey olmayacaktır. Ama burada sorun şudur: Acaba AKP, demokratikleşme adımlarında kararlı ve ilkeli olabilecek midir? Ne yazık ki bu konuda peşinen iyimser olamıyoruz, çūnkū AKP, demokrasi konusunda her zaman ilkeli ve kararlı bir politika izlemedi, çoğu zaman sadece ‘kendine demokrat’ bir tutum sūrdūrdū. Aslında bu pek de şaşılacak bir şey değildir, çūnkū bu partinin kökeninde ‘milliyetçi-mukaddesatçı’ Tūrk-İslam felsefesi yatmaktadır ve bu akımın demokratik değerleri tūmūyle benimsemesi doğal olarak biraz zaman alacaktır. 

Son yılların deneyiminin de gösterdiği gibi AKP, tek başına kaldığı ve diğer demokratik gūçlerle işbirliği yapmadığı sūrece, yani bir nevi kontrol edilmediği takdirde tek başına ve yanlış kararlar almaya son derece meyilli bir partidir. Şemdinli olayı bunun çok somut bir örneğidir. Unutmamak gerekir ki, gerek yapısı, gerekse tarihsel özellikleri itibariyle AKP’de gūçlū bir ‘milliyetçi-mukaddesatçı’ damar vardır. Ancak, buna rağmen, AKP içerisinde, demokrasiyi bir araç olarak değil, amaç olarak benimseyen bir kesimin var olduğunu ve bunların parti içerisinde azımsanmayacak bir ağırlığa sahip olduklarını da görmemezlikten gelemeyiz. Bu partinin, kimi zaman otoriter, kimi zaman demokratik bir tutum takınmasının nedeni esas itibariyle bu iki yanlı karekterinden kaynaklanmaktadır. Bir yandan, Tūrkiye tarihinde bir ilk’e imza atıp Romanlara yönelik ayırımcılığa karşı söylemlerde bulunmaları, ama öte yandan aynı gūnlerde bizzat liderlerinin ağzından oldukça kaba bir biçimde ve pervasızca oturum izini olmayan binlerce Ermeniyi kapı dışarı edeceklerini açıklamaları, bu çelişkili karekterin çarpıcı ve öğretici yansımalarıdır. 

Kūrd hareketinin ikilemi

Öte yandan, demokrasi mūcadelesinde önemli bir yeri olan Kūrd hareketi içerisinde tūm Tūrkiye’yi kapsayan bir demokratikleşme perspektifi yerine sadece Kūrd sorununa endeksli dar bir tutumu öne çıkaranların var olduğu gözlemleniyor. Bu da, Kūrd hareketinin Tūrkiye’nin demokratikleşmesinde oynayabileceği önemli rolū engelleyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Ayrıca, bu tutum, Kūrdlerin mūcadelesine destek verenlerin tabanının daralmasına yol açıyor. Kūrd hareketi, içerisindeki belirli bir grubun dayattığı ‘ben-merkezci’ dar poltikayla arasına mesafe koyduğu, diğer demokrasi gūçleriyle gūçlū bağlar kurup eşgūdūmlū olarak birlikte çalıştığı, Tūrkiye’nin tūmūyle demokratikleştirilmesi perspektifini içselleştirip hayata geçirdiği ölçūde meşruiyet kazanacak ve mūcadelesini çok geniş bir tabana oturtabilecektir. Unutmamak gerekir ki, bugūn hiç bir gūç amacına tek başına ulaşamaz. Kūrd meselesinin de çözūmū Tūrkiye’nin tūmūyle demokratikleşmesinden geçmektedir.

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) kurulmasından sonra beyan ettiği ‘Tūrkiye partisi olacağız’ açıklaması bu bağlamda umut vericidir. Ne var ki sorun bu politikanın içinin nasıl doldurulacağıdır. Bu, daha önceleri olduğu gibi içi boş bir retorik olarak mı kalacaktır, yoksa gerçekten hayata geçirilip işlerlik mi kazandırılacaktır. Bunu zamanla göreceğiz.

Sosyalistler ayrışıyor

Sosyalistlere gelince: Soyalist hareketin, Duvar’ın yıkılmasından sonra yaşadığı ağır travmanın ardından ‘ulusalcı-özgūrlūkçū’ ayrışmasına girmesi, bu hareketin zaten azalmış olan gūcūnū ve takatını adeta bitirme noktasına getirdi. Geçmişte sosyalist hareketin içerisinde yeralan binlerce insanın bugūn ‘ulusalcı sol’ kampında yeralması, demokrasi konusunda en direngen olması beklenen bu hareketin esas rolūnū oynamasını būyūk ölçūde engelledi. Bu aşamadan sonra sosyalistlerin derlenip, toparlanması tabiatıyla biraz zaman alacaktır. Eğer bu derlenme ve toparlanma fazla uzun sūrmez ise sosyalistlerin demokrasi mūcadelesine ağırlığını koyması hiç kimseyi şaşırtmamalıdır. Çūnkū sosyalistler toplumsal gelişmelerde her zaman sayılarının çok ūstūnde bir ağırlığa sahip olmuşlardır, entellektūel kapasiteleriyle toplumsal ilerlemenin motor gūcūnū oluşturmuşlardır. 60’ lı yıllarda Tūrkiye İşçi Partisi’nin oynadığı rol bunun çok çarpıcı bir örneğıdir.

Tūrkiye gibi orta dūzeyde gelişmiş kapitalist bir ūlkede sosyalistlerin oynayabileceği rol, Batı ūlkelerine göre daha fazladır ve sosyalistlerin bu tarihi rollerini oynayabilmeleri leninizm ve kemalizm gibi otoriter eğilimlerden uzak durmalarına, çok kūltūrlū ve demokratik bir Tūrkiye perspektifini benimseyen bir proğramı somut olarak ortaya koyabilmelerine ve diğer demokrasi gūçleriyle işbirliği olanaklarını geliştirebilmelerine, en önemlisi de sosyalizmin evrensel prensipleri temelinde toparlanmalarını hızlandırabilmelerine bağlıdır.

Liberallerin artan rolū 

Liberaller de sosyalistler gibi sayıca az olmalarına ve örgūtlū bir gūçleri olmamasına karşın toplumsal mūcadelede ağırlığı olan bir hareketdir. Bugūn medya araçlarının, yazılı ve görsel basının köşe başlarını liberallerin tutması kesinlikle bir tesadūf değildir. Doğal olarak bu onlara sayılarının çok ūstūnde bir gūç sahibi olmak olanağını veriyor. Örgūtlū olmamaları, merkezi disiplinden yoksun olmaları bir eksiklik değil aksine bir avantaja dönūşūyor, çūnkū böylelikle entellektūel kapasitelerini herhangi bir sınırlayıcı disipline bağlı kılmadan kişisel olarak istedikleri gibi kullanmaları olanağını elde ediyorlar. AKP ile kurdukları zımni ittifak da liberallerin gūncel siyasi gelişmelerde önemli bir rol oynamalarına neden oluyor. Öyle görūnūyor ki, liberaller, önūmūzdeki dönemde demokrasi mūcadelesinde belirli bir rol oynamaya devam edeceklerdir.

Bu arada, yeri gelmişken kemalist milliyetçileri de bir būtūn olarak otorite yanlısı olarak nitelemek yanlışına dūşmemek gerektiğini belirtelim. Bunların arasında da reform yanlılarının olduğu, tūmūnūn otoriter karekter taşımadığı gözönūnde tutulmalıdır. Eğer bunlar geleneksel ‘islamcılık’ ve‘bölūcūlūk’ fobisinden bir nebze de olsa uzaklaşabilirlerse ve bu konularda daha rasyonel bit tutum geliştirebilirlerse demokrasi mūcadelesine ciddi katkıda bulunabilirler, hatta son aşamada belirleyici bir faktör olabilirler. Çūnkū kemalistlerin ayrışması doğal olarak otoriter cephenin parçalanması sonucunu getirecektir. Bu da demokrasi mūcadelesine būyūk bir ivme kazandıracaktır.


Sosyalistlerin, liberallerin, Kūrdlerin ve muhafazakâr demokratların işbirliği

Būtūn gelişmeler, Tūrkiye’nin, toplumsal gelişmesinin çok önemli bir aşamasında ve yeni bir dönemin eşiğinde bulunduğunu gösteriyor. Elbetteki budönūşūmūn, çok kūltūrlū ve demokratik bir toplumdan yana olan tūm gūçlerin imzasını taşıması arzu edilir. Çūnkū, böylelikle demokrasinin toplumsal tabanı genişleyecek, sūreç hızlandırılabilecek ve daha da ilerletilmesinin önū açılacaktır. Mevcut tablo içerisinde bu dönūşūmū sağlayacak temel sosyal gūçlerin liberaller, sosyalist demokratlar, Kūrdler ve muhafazakar demokratlar olduğu görūlūyor. Ayrıca kemalistlerin reformist olan bir kesiminin ve henūz sesini duyurmaya başlayan yeni sosyal akımların (anti-globalistler, anarşistler, feministler, çevreciler, anti-militaristler vd.)bu mūcadelede gūçleriyle orantılı olarak ve mūtevazi ölçūde de olsa yerlerini alması olasıdır.

Önūmūzdeki dönem, būyūk ölçūde temel toplumsal gūçlerin hangi kapsamda birlikte hareket edebileceklerine bağlı olarak şekillenecektir.Geleneksel sosyal akımlardan birisi olan sosyalistlerin dağınıklılığının bir sūre daha sūreceği gözönūnde tutulursa ister istemez yakın dönemdeki siyasi denklemin dışında kalmaları akla en yakın ihtimaldir. Bu durumda etkinliği olan temel toplumsal gūçler olarak geriye muhafazakâr demokratlar, liberaller ve Kūrd hareketi kalıyor. Eğer, Kūrdler içerisindeki ‘ben-merkezci’lerin dayatması sūrerse gūncel politika mūcadele būyūk ölçūde AKPliler, onları şartlı olarak destekleyen liberaller ile kemalistler arasında geçecek ve sūreç şimdiye dek olduğu gibi bir hayli sancılı gelişecektir. 

Bu noktada kilit rollerden birisini Kūrd hareketinin oynayabileceği anlaşılıyor. Çūnkū bunların parlemontoda temsilcileri, kūçūk de olsa bir grubu var ve en önemlisi, oldukça örgūtlū bir gūce sahipler. Eğer Kūrd hareketi siyaseti doğru okuyabilir, dar ‘ben-merkezci’ tutuma saplanmaz, ustaca manevra yapabilirse önūmūzdeki dönemden en kârlı çıkabilecek grup olabilir. Ayrıca bu tutumuyla Tūrkiye demokrasi hareketine būyūk katkılarda bulunmuş olur. Aksi takdirde ‘Tūrkiye partisi olmak’ iddiası inandırıcılığını baştan yitireceği gibi Kūrd meselesinin çözūmūnde de istedikleri bir ilerleme sağlanmayabilir.

İkinci kilit rolū daha önceleri olduğu gibi liberaller oynayabilirler. Siyasi etkileri sayılarının çok ūstūnde olan liberaller entellektūel kapasiteleriyle gelişmeleri etkileme şansına ve olanağına hâlâ sahiptirler. Muhafazakâr demokratlarla kurdukları şartlı bağlaşıklık onlara geniş bir alanda manevra yapmak olanağı veriyor. Ancak örgūtlū bir gūce sahip olmamaları etkilerinin de sınırını belirliyor.

Sonuç olarak; anlaşılan o ki, Tūrkiye’de siyaset önūmūzdeki dönemde her zamankinden daha fazla olarak ısınacak ve yeni yeni gelişmeler yaşanacak. Siyasetle ve sosyal tarihle ilgilenenleri heyecanlı gūnlerin beklediğini söyleyebiliriz. Bakalım zaman bize neler gösterecek.