‘Yeryüzü ’ dergisinin hikayesi

zulfikar ozdogan - 22/12/2008 17:28:26 (1067 okunma)



‘Yeryüzü ’ dergisinin hikayesi

Yeryüzü dergisi (1), Türkiye’de yayınlanan binlerce dergiden birisidir (1951-1952). Toplam onbir sayı çıkabilmiş ve daha sonra yayınlanamamış. Yayınlanamamasının nedeni ekonomik güçlükler falan değildir, tamamen polis baskısından ötürüdür. Eskidentek parti zamanında, hatta devamı Demokrat Parti (DP) döneminde istenmeyen muhalif yayınların önlenmesi cok basitmiş. Sivil polisler basımı yapan matbaaya gidip ‘bu yayını basmayin, başınız belaya girer’ diyorlarmış ve sözkonusu yayını durduruyorlarmış. Polis baskısı o kadar yaygın ve etkiliymiş ki mahkeme kararı ya da idari bir tedbir almaya gerek bile duyulmuyormuş. Yeryüzü’nün başına gelen de bundan başka bir şey değildir. Üstelik o dönem açısından bunun pek olağanüstü bir şey olduğu da söylenemez. 

‘Yeryüzü’ açısından sözkonusu etmek istediğimiz konu esasında bu değildi, başka bir konuydu. Bu derginin kimler tarafından çıkarıldığı bizzat çıkaranlar tarafından tartışma konusu edildi. Şöyle ki: Dergiyi çıkaranlardan şair Arif Damar, ‘Yeryüzü’ dergisini Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) çıkardığını ileri sürüyor: ‘..Evet.. adı geçen Yeryüzü dergisi bir TKP yayınıdır. Ve de ben o dergide bu amaçla yani derginin TKP görüşüne uygun olması için bulunuyordum’. (Dergi, 15.02.2004)

Arif Damar’ın bu iddiasına dergiyi çıkaran ekipte yeralan Metin Özek karşı çıkıyor. Metin Özek, ‘Yeryüzü’ dergisi fikrinin bir grup genç yazar çevresinde pişirildiğini, finansmanının büyük bölümünün kendi şahsi birikiminden oluştuğunu, arkadaş çevresinin çeşitli katkılarıyla çıkarılabildiğini ileri sürüyor: “Yeryüzü için ‘… Bir TKP yayını …’ denemez. Bu görüş TKP iddianamesin’deki söylemi bile aşar. Yeryüzü’nde yayımlananların TKP görüşleri ile ileri derecede örtüştüğü doğrudur. Çünkü, o zamanlar ülkede kendini Sosyalist/Marksist olarak algılayanların çoğunluğu gibi, Yeryüzüiçin emek verenlerin de, TKP üyesi olsunlar ya da olmasınlar, dünyaya baktıkları pencere, değişik yoğunlukta da olsa TKP görüşlerine zaten uygundu. Posta ile gelen, elden yollanan, isteğimiz üzerine verilen yazılar/çeviriler/desenler aramızda ortaklaşa seçiliyordu.’(Dergi, 14.03.2004)

Evet, ortada iki görüş var ve bu iki görüşün hangisinin doğru olduğunu saptamak oldukça güç görünüyor. Ne var ki sosyal tarihin görevi bu tür sorunları ortada bırakmamak, aksine üzerine gitmek, irdelemek, araştırmaktır. Bilindiği gibi, bir araştırmada ilk başvurulacak kaynaklar arşivlerdir. Ne yazık ki sözü edilen Türkiye Komünist Partisi – TKP’nin ilgili dönemle ilgili arşivleri elimizde bulunmuyor. Ayrıca illegal faaliyette bulunan komünist partilerinde bu tür kararlar istişari olarak alınır, geride herhangi bir yazılı belge falan bırakılmaz. Bu durumda arşivden çok ilgili derginin nüshalarına ve tarafların tanıklığına başvurmaktan başka çare görünmüyor. Tarafların iddialarını yukarıda kısaca belirttik. Şimdi isterseniz olayın biraz ayrıntılarına inelim. 

Arif Damar, ‘.Evet.. adı geçen Yeryüzü dergisi bir TKP yayınıdır. Ve de ben o dergide bu amaçla yani derginin TKP görüşüne uygun olması için bulunuyordum’, diyor. Burada dikkat edilirse ‘TKP yayını’ ifadesini kullanıyor. Bu noktada biraz düşünmekte fayda vardır. Bir yayının ‘TKP yayını’olabilmesi için ilgili parti organında bu konuda karar alınması ve buna uygun bir örgütlenmenin gerçekleştirilmiş olması gerekir. Arif Damar ’bu kararın hangi parti organında alındığını açıklamıyor. Ancak, Abidin Dino’ya başvurup yardım istediğinde Dino’nun bir sorusu üzerine partide sorumlusu konumunda olan Şevki Akşit’in, dolayısıyla partinin haberi olduğunundan sözediyor. 1951 TKP davası’nın iddianamesinde de benzer ibareler var: 

ARİF DAMAR (Barikat) komünistler arasında BARİKAT soyadı ile tanınan Arif Damar, Şevki Akşit'e bağlı bir partili iken bilahara Kemal Dayan'a bağlanmış ve aidatını ona vermeye başlamıştır. Parti namına Yeryüzü dergisinde bulunmakta idi. Gaye, derginin parti görüşüne uygun olarak intişar edebilmesi ve bu suretle legal sahada faaliyet gösterme imkânının tekrar temini idi. Ki bu maksatla Arif Damar'ın üst kademeden bazı kimselerle münasebeti muhakkaktır.’

Iddianameye göre soruşturmada yukarıdaki bilgileri veren Arif Damar duruşmada bunları red etmiş ve ‘Yeryüzü dergisiyle alakası olmadığını söylemiştir’. 

Şimdi de derginin çıkarılmasına nasıl ve kimler tarafından karar verildiğini Metin Özek’in kaleminden okuyalım: 

‘.. Birçok noktada (Arif Damar’ın-ZÖ)) söylediklerine katılmıyorum. Bunların, Arif özellikle ve bilinçli olarak istemiş olmasa bile, kendisinin eleştirdiği türden bazı anı kurguları olduğunu sanıyorum. Her birini tek tek ele alarak uğraşmak değil yazımın amacı; Yeryüzü ile ilgili bildiklerimi aktarmak. 

Şükran'ı (Kurdakul), 1951 yılı mart sonu/nisan başı bir gün, İktisat Fakültesi öğrencisi, İzmirli, orada "Fikirler" dergisini çıkaranlardan ve benim Yüksek Tahsil Gençlik Derneği'nde ilk tanıştığım arkadaşım Orhan Kartal'ın Aksaray'da, Atatürk Bulvarı'nın Yenikapı'ya yakın bölümünde bir giriş katındaki ufak bekâr evinde tanıdım. Konu yayımlanması tasarlanan bir sanat/kültür dergisi idi. Ben o aralar C. Sait Barlas'ın "Pazar Postası"nda Nihat Buruşuk takma adı ile, genellikle müzik konusunda düzenli yazıyordum. Bir arkadaş grubu ile elimin hamuruna bakmadan, dergi çıkarmak hayallerim olduğunu bilen Orhan özellikle çağırmıştı. Uzun konuşmalar oldu. Şükran ile ikimiz ertesi gün buluşmak üzere ayrıldık. O günden başlayarak, olanaklar tükenip, yayımlanması kesilmek zorunda bırakılana kadar, "Yeryüzü"nde oldum.. Şükran'la sık sık buluşuyorduk. Bir kez Arif Damar da geldi. Kesin söyleyemeyeceğim fakat, birer kez Fethi Naci ve Şaban Ormanlar'ın (gene O. Kartal'ın evinde), ressam İhsan İncesu'nun bize katıldığını anımsar gibiyim.’


Metin Özek devam ediyor: ‘..baş sorun, ortadaki gerekli paranın tek kuruşunun olmaması idi. Ne benim babamdan aldığım harçlıktan, ne Şükran, Arif ve Naci'nin gelirinden dergi için ayrılabilecek kırıntılar işe yarardı. Şükran peşin abonelik sağlamaya girişti, özel/yakın çevresinden sözler aldı. 
Ben olağanüstü bir rastlantı ile işinden ayrılmak istediğini öğrendim ve hemen kendi yerine beni önermesini istedim. Sağ olsun kabul etti; birlikte firmaya gittik. İşe alındım. Mevsim yazdı. Burgazada'da oturuyorduk. Ben 21 yaşını yeni bitirmiştim. Yarıyıl başlayana kadar, 4 ay çalışıp elime geçen parayı, pek fazla tırtıklamadan kenara koydum. Herhangi bir toplu para, herhangi bir yerden, diyesim açıkcası TKP'den filan, gelmedi. Bu kesin. Dergi, arkadaş grubumuzun bu zavallı birikimiyle çıkmaya başladı.
’(agk.)

Evet, iki tarafın da anlatımları oldukça farklıdır. Her neyse, çeşitli cephelerden sürdürülen hazırlıklardan sonra dergi yayınlanmaya başlanır. Ancak bu arada önemli bir olay meydana gelir. Arif Damar’ın kendi dilinden dinleyelim: 

‘Dördüncü sayı benim Kumkapı'da Vecdi Özgüner'le birlikte kaldığımız odamda Şaban Ormanlar, İlhan Berktay (İkisi de yaşıyor) Şükran'sız hazırlandı. Ben basımını göremedim. Gerçi tarihi 1 Aralık 1951 yazıyorsa da ben 5 Aralık 1951'de Sevinç Tanık, Nuran Bozer, Vecdi Özgüner, İlhan Berktay hep birlikte Erem Esen (Melike Erem Roman) kaçırılmasıyla ilgili olarak tutuklandık.’(agk.)

5 Aralık 1951 tarihinde tutuklanan Arif Damar’ın tekrar tahliye edilmesi 24 Kasım 1953 tarihinde gerçekleşiyor. Arif Damar'ın tutuklanmasından sonra Yeryüzü dergisi yedi sayı daha yayınlanıyor. Bu süre içerisinde dergiyi TKP adına kim(ler)in denetlediğiyse meçhul!.. ‘TKP’nin görüşüne uygun olması için dergide olduğunu iddia eden Arif Damar bu konuda herhangi bir şey söylemiyor. Ancak, kendi ifadesini temel alsak bile bu durumdaYeryüzü dergisi sadece dört sayı TKP denetiminde yayınlanmış oluyor. Diğer sayılarda ‘TKP komiseri’ olarak kendisi olmadığına göre dergi ‘TKP denetimi’ olmadan yayınlanmış oluyor. Bu yargıya Arif Damar’ın anlatımı üzerine vardığımızı bir kez daha hatırlatalım. 

Peki 5. sayıdan sonra neler oluyor? 

Metin Özek’in anlatımıyla devam ediyoruz: 

‘Arif Damar tutuklanınca Fethi Naci (2) daha yoğun emek verdi Yeryüzü'ne. Oktay Deniz imzalı yazılar getiriyor, yayımlanacakların seçimine ağırlığını koyuyordu. Zaten üçümüz birlikte eldeki malzemeyi incelesek de gerçek redaksiyon işini Şükran ve Naci yapıyordu. Ben yazına heveskâr bir Tıbbiyeli okuryazar idim. Onların asıl mesleği ise yazarlıktı. Nitekim "redaksiyon", sonraki on yılları boyunca da mesleklerinin önemli bir bölümü oldu. Ben seçilen malzemenin basımevinde sayfa düzenini, basımını kotarıyor, derginin dağıtımının büyük bölümünü, o zaman oturduğumuz Laleli'den başlayıp, Beyazıt, Cağaloğlu, Köprüaltı, Tünel, Parmakkapı, Taksim, Kasımpaşa vb. kapı kapı dolaşıp gerçekleştiriyordum. Diyesim ayak işleri! Gazete/dergi satan pek çok yer Yeryüzü'nü satmak için kabul etmiyordu. Geri kalanlardan da satılanların parasını almak çok zor oluyordu. 
Yeryüzü'nün çıkabilen onbir sayısı da, Karaköy'de, Bankalar Caddesine koşut Mertebani Sokakta (Şimdilerde adı Teğmen Hüseyin Sofu Sokağı) Çituri Matbaası'nda basıldı. Birkaç sayı çıktıktan sonra Çituri kardeşler basmak istememeye başladılar; polis baskı yapıyordu. Her sayı için yalvarmak gerekiyor, "Fakat bu son kez, bilesin!" diyerek gene de basıyorlardı. Son iki sayının yayımlanabilmesi, Çituri'lerin sözünü kıramadıkları bir arkadaşımızın, sevgili Can Yücel'in araya girmesi ile gerçekleşebildi.Bütün bu aşılması çok zor koşullar, dergiyi onbir sayı çıkardıktan sonra "Şimdilik!" diyerek yayını kesmemize yol açtı.
’(agk.

Fethi Naci’de anılarında benzer ifadeler kullanıyor:

‘’..İstanbul’da beni ilk arayan Şaban Ormanlar oldu. Arif Damar, Şükran Kurdakul ve Metin Özek , Yeryüzü adlı, on beş günlük bir dergi çıkarıyorlardı. Şaban Ormanlar benim de Yeryüzü’ nde yazmamı istedi..

Şükran’ la o günlerde tanıştık. Şaban tanıştırmıştı; ‘ Naci’ de yardım edecek dergiye’ demişti. Şükran’ da, ben de ekmek parası için çabalıyorduk, Metin Tıbbiye’ de öğrenciydi. Dergi çalışmaları için Şükran’ la Karaköy’ deki küçük meyhanelerden birisini seçmiştik. Ayrıca, muhasebeci olarak çalıştığım bir çeltik ve bulgur fabrikasındaki odamda, daha sonra Beşiktaş Un değirmeni’ nde Şükran’ la buluşur, dergiyi hazırlardık.

Yeryüzü, 15 günlük bir dergiydi. İlgiyle izleniyordu. (Bu ilginin sonucu olarak 3-4 kişi 142. maddeden yargılanmıştı.) Derginin yayımlandığı günler Şükran’ la, adı galiba Güzel İzmir olan.. lokantaya giderdik. Zamanla arkadaşlar da gelmeye başlamıştı. O zamanlar dergi çıkarmak pek zor değildi. Parasal açıdan tabii. Derginin satışı fena değildi. Ayrıca bizimle içmeye gelenler dergi için ufak tefek bağışlarda bulunuyorlardı. 
‘ (‘ Dünya bir gölgeliktir’ , anı, sf. 119-120, YKY Yayınları, İstanbul, 2002). 

Fethi Naci’nin belirttiği gibi derginin satışı fena değildir. Büyük ölçüde Metin Özek’in özverili çabasıyla dağıtılan dergi dört sayfa olmasına karşın 20 kuruş gibi o döneme göre iyi sayılabilecek bir fiyata satılmaktadır. Bu arada 1 Aralık 1951 tarihli 4. sayıda bir uyarının yeraldığını görüyoruz. “Önemli ricamız: Şimdiye kadar dergimize gönderilen, bazı mektup, havale, gazete v.s. nin geri gittiğini teessürle öğrendik.Özür diler ve bundan böyle her türlü müracaatın, dergimiz ve yazı işleri müdürlüğü adına değil, aynen aşağıdaki adrese yapılmasını rica ederiz:METİN ÖZEK P. K. 38 – Aksaray – İstanbul’ 

Bu uyarının, Arif Damar’ın tutuklanmasına denk gelmesi ilgi çekicidir. Ancak arada bir bağlantı var mıdır, bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey uyarının içeriğiyle birlikte, hemen hemen aynı tarihlerde derginin kurucularından birisi olan Arif Damar’ın tutuklandığıdır. 

.. Ve dergi kapanır. 

15 Mart 1952 tarihli 11. sayıda ‘okuyucularımıza’ başlıklı küçük bir yazıda bu konuda şunları okuyoruz: “Bayiilerden muntazam para alamayışımız ve bazı beklenmedik sebepler yüzünden yaz tatiline nisanda başlayacağımızı şimdiden bildiririz. Belirtelim ki memleketimizde matbuatı ya ‘maifatura, bakkaliye ticarethanesine’çevireceksin; ya çeşitli zorluklar, engeller, suçlamalarla karşı karşıya kalacaksın. Sadece şekil güzelliğine dayanan bir çift mısranın, kelimelerin bile hesabını vereceksin icabında. Her yönden alnımız açık, içimiz rahattır. Gelecek mevsim daha kuvvetli, daha güzel çıkacağımızı müjdeler, bizimle ilgilenen, bizi seven bütün sanatkâr arkadaşlarımıza hoşça kalın der candan selamlarız.”

Evet, bu aceleyle yazıldığı her halinden belli kısa yazı aslında çok şey anlatıyor. Yasal, idari, mali baskılar derginin vaktinden once yayın yaşamına son vermesine yol açmış. Her ne kadar, yeni sezonda aynı ad altında tekrar yayınlanacağı belirtilmekle birlikte bu gerçekleşemeyecek ve bu sayı ‘Yeryüzü’ dergisinin son sayısı olacaktır.

Peki, ‘Yeryüzü’ dergisini hikayesi burada bitiyor mu? 

Hayır, bitmiyor. Yeni sezonda ‘Yeryüzü’ başlıkli dergi bayiilere ulaşmıyor ama ayni kadro tarafından yeni bir dergi piyasaya çıkarılıyor. Yeni derginin başlığı ise ‘Beraber’ olarak belirleniyor. Bu arada sadece başlığın değil, sahibinin de değiştiğini görüyoruz. ‘Yeryüzü’ dergisindeki künyede yeralanMehmet Abidin Özkan ismi yerine ‘Beraber’ dergisindeki künyede Metin Özek ismiyle karşılaşıyoruz. 

Aslında bunun formel bir değişiklik olmak dışında bir anlamı olmasa gerek, çünkü ‘Yeryüzü’ dergisinin idari, dağıtım ve mali yükünü büyük ölçüde çeken kişinin zaten Metin Özek’ten başka isim olmadığını biliyoruz. Diğer bir değişikliğin ise basıldığı matbaa olduğu anlaşılıyor. Yeni derginin künyesinde Çituri Biraderler yerine İstanbul Matbaası’nın yeraldığını görüyoruz. Çünkü, Metin Özek’in belirttiği gibi, Çituri Biraderler uzun süre polis tarafından baskı altında tutuluyorlardı ve her sayıda bunun son sayı olduğunu ihmal etmiyorlardı. 

Derginin başlığı, sahibi, basıldığı matbaa değişiyor ama formu, mizanpajı, yazı karekterleri, sayfa sayısı, abone koşulları, fiyatı aynı kalıyor. Hatta adresi bile değişmiyor: P.K. 38, Aksaray – İstanbul. (Kendi anlatımına göre bu adresin Metin Özek’e ait olduğunu bu arada belirtelim). Beraber’ dergisi,‘Yeryüzü’ dergisinin o kadar devamı ki adet olduğu üzere bir ‘çıkarken’ yazısına bile gerek görülmüyor.

‘Beraber’ dergisi toplam olarak dokuz sayı yayınlanıyor ve 1 Ocak 1953 tarihinde yayın yaşamına son veriyor. İşin ilginç tarafı bu konuda herhangi bir açıklamanın, hatta imâ’nın bile olmamasıdır. Bu durumda akla, ‘iyi saatte olsunların’ mu’tat görevini yerine getirdiği, sosyal tarihi bir nevi ‘dergi ve gazete mezarlığı’na dönüşen Türkiye’de bir derginin daha ‘hakkın rahmetine kavuştuğunu’ düşünmenin ötesinde bir şey gelmiyor. 

Evet, kendileri gitti isimleri kaldı yadigâr. Bu vesileyle, onların anısına Orhan Veli’nin bir şiirini buraya almanın pek bir mahzuru olmasa gerek sanırım. Bu çok sevdiğim şiirin, ‘Beraber’ dergisinin yedinci sayısında, şairin ölümünün ikinci yıldönümü nedeniyle yayınlanmış olması da ayrı bir anlam taşıyor benim için. (3)

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

-I-

Hiç bir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda 
Anmazdı ama Allahın adını
Günahkâr da sayılmazdi
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye 


-2-

Mesele falan değildi öyle
To be or not be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi;
Aldılar, götürdüler,
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

-3-
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı
Ne matrasında dudaklarının izi; 
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr,
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısı ile:
‘Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı.’
ORHAN VELİ





(1) Yeryüzü: Onbeş günlük fikir, sanat dergisi. İdare yeri: Çeşnigil Sokak 3 – Cağaloğlu. Sahibi ve yazı işlerini fiilen idare eden: Mehmet Abidin Özkan. Fiyati: 20 kuruş. Çituri Biraderler Basımevi. İlk Sayı: 1 Kasım 1951. Son Sayı (11) 15 Mart 1952. 

(2) Bu arada akla şu soru gelebilir: Acaba Fethi Naci TKP’nin üyesi olabilir ve Arif Damar’ın yerini almış olabilir mi? Bu konuda ne Arif Damar’ın, ne de Fethi Naci’nin herhangi bir imada bulunmadığını hatırlatalım. Fethi Naci’nin TKP üyeliğiyle ilgili olarak ayrıntıli bilgi için şu makaleye bakabilirsiniz: ‘Fethi Naci’nin ardından’, Zülfikar Özdoğan, Küyerel.

(3) ‘Yeryüzü’ ve ‘Beraber’ dergilerinin koleksiyonları, Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’nde (USTE) bulunmaktadır.