Şerif Mardin anısına: " Çoğulcu Bir Anlayışla..." (*)

  (*) Cumhuriyet/ Kitap sayı 60 (1990)  /

İletişim Yayınları, Şerif Mardin’in 1955’ten bu yana çeşitli yerlerde yayımlanmış makaleleri dört cilt halinde yeniden yayınlama girişimiyle toplumsal ve politik düşünce yaşamımıza büyük bir katkıda bulundu. Makaleler’in ilk iki cildi bir süre önce yayımlanmış bulunuyor.

Mümtaz’er Türköne ile Tuncay Önder’in derlediği Şerif Mardin Makaleleri, uzun aralıklarla ve birçoğu İngilizce olarak çeşitli yayınlarda yer aldığı için dar bir çevre dışında geçmişte fazla ilgi görmedi. Bunda, Mardin’in yaklaşımının aydınlarımızın ve politikacılarımızın pozitivizmin derin etkisi altındaki geleneksel anlayıştan çok farklı olması da rol oynadı. Oysa Makaleler şimdi okunduğunda görülüyor ki eğer “Batı’da çıkmış bir toplumsal ikilem üzerinde kurulmuş Türk orta sol ve solu”, 1960’larda, 1970’lerde Şerif Mardin’in yaklaşımına dikkat verseydi, bu durumdan kurtulma ve kendini Türkiye tarihini ve toplumunu anlama temelinde düzenlemede büyük olanaklara sahip olabilirdi.

Şerif Mardin’in tarih ve toplum analizleri, derin altüstlükler yaşadığımız, toplumun bütün kesimlerinin yeni arayışlar içinde olduğu günümüzde gene büyük önem taşıyor. İlginç bir noktadayız. Hemen herkes tarafından demokratikleşme Türkiye’nin acil sorunu olarak tanımlanıyor. Hatta, Mülkiyeliler Birliği İstanbul Şubesi ve Mülkiyeliler Vakfı’nca 30 Kasım-1 Aralık 1990 günlerinde İstanbul’da düzenlenen “Yönetimin Yeniden Yapılanması ve Katılımcı Demokrasi” konulu sempozyumda tanık olduğumuz gibi “sivil toplum” kavramı, demokrasi anlayışının bir ifadesi olarak bugün bütün politik akımları ve önde gelen düşünür ve yazarları birleştiriyor. 

Türkiye’yi Anlamak 

Ama burada bir yol ayrımındayız: Kendi toplumsal dinamizmimiz ile demokratikleşmenin (elbette dünya gelişmesine uygun) biçimleri arasında bu kez olsun bir uyum sağlayabilecek miyiz, yoksa gene geçmişte olduğu gibi Batı’yı tekrar etmeye yönelen bir “modernleşme”nin, ne pahasına olursa olsun toplumu kontrol etme tutkusunu ve sağ ya da sol popülizmin iç içe geçip kimliksizleşmeye yol açmasına mı mahkûm olacağız?

“Sivil toplum” kavramını ilk kez literatürümüze sokmuş olan Şerif Mardin’in bütün bilimsel kavram ve araçlara olduğu gibi bu kavrama yaklaşım tarzı burada yol göstericidir. Mardin’in çalışmalarının amacı, “ ‘toplum zembereği’ diyebileceğimiz dinamik odağın nasıl çalıştığını anlamak”, “iç siyaset tarihinin ve buna paralel olarak gelişen müesseselerin ... kendine has unsurlarını bulmak... iç çekişmelerin ne gibi amillere dayandığını keşfetmek”tir. “Meseleyi içinden anlamak”tır. Burada, “Batı’nın söylemi Türkiye’deki konuları anlamak için bir dereceye kadar bir şey veriyor, fakat ondan sonra çok kapalı taraflar bırakıyor.”

Mardin, bütün makalelerinde Türkiye’yi anlamak amacından yola çıkıyor, sorularını buna göre formüle ediyor ve sonra Batı’da gelişmiş çok çeşitli bilimsel kavram ve paradigmaları bu sorularla bağlı olarak işlevlendiriyor ve böylece yanıtları arıyor. O zaman örneğin sivil toplum kavramı, Türkiye’nin Batı’dan farkını, eksikliğini araştırmanın değil, doğrudan kendi özgül gelişimi içinde Türkiye’yi, onun dinamizm şebekesini anlamanın bir aracı oluyor. O zaman yanıtlar bize, “Türkiye’de sivil toplumun tamamlanması gereken eksiklikleri” gibi anlamsız listeler değil, demokratikleşmede özgül muhtevamıza uygun özgül biçimler için yaratıcı ipuçları veriyor.

Mardin’in ilk iki ciltte toplanmış 32 makalesinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar tarihimizin temel dinamikleri, din, devlet, kültür özelliklerimiz üzerine çeşitli açılardan tekrar tekrar ele alınması gerekli açılımlar buluyoruz.

 Değişen Roller      

Toplumsal dinamizmi anlamada özellikle “Türk Siyasasını Açıklayabilecek Bir Anahtar: Merkez Çevre İlişkileri” (1973), “Yenileşme Dinamiğinin Temelleri ve Atatürk” (1983) ve “Tabakalaşmanın Tarihsel Belirleyicileri: Türkiye’de Toplumsal Sınıf ve Sınıf Bilinci” (1967) makaleleri ayrıntılı olarak incelenmeye değerdir. Aynı zamanda, farklı düşünce akımları ve bilim adamlarınca geliştirilmiş paradigmaların çoğulcu bir anlayışla işlevlendirilmesinin parlak bir örneği olan ikinci makalenin sonunda varılan şu genel sonuç geçmişi olduğu kadar günümüzü anlamada da bize yardımcı olmaktadır. “Türk toplumu hâlâ yönetenle yönetilen arasındaki tarihsel ikiliği, devlet seçkinleri arasındaki ikili rekabeti ve en son olarak da girişimci olmak isteyenlerle iktidarı onlarla paylaşmaya yanaşmayanların ayrımını yaşamaktadır. Türk siyasetinin gizil toplumsal temelini oluşturan, işte bu çatışmalar olmuştur.”

Bugün politik güçlerin yeni bir arayış içinde olduğu günümüzde birçok önerisel görüşünün yanı sıra Şerif Mardin’in şu görüşleri bence çok önemli: “Geleneksel topluluklarda siyasi, iktisadi veya sosyal sürece seyirci kalan insanların artık rollerini değiştirmiş olmaları, şu veya bu şekilde katılmaya itilmeleri” koşullarında “topluluğun dinamiğini makro düzeyde inceleyen” Marx, Durkheim ve Weber gibi düşünürlerin geliştirdiği düşünce ve kavramlar yeterli değildir, “kişinin” ve onun “topluma nasıl bağlandığının”, “insanın spritüel eğiliminin”, “insanların blok yapıları ile kişi yapıları arasındaki ilişkinin” ve “sosyal ilişkiler ağının” incelenmesi gerekir.

“Gittikçe farklılaşan bir toplumda, meydana gelen toplum ‘parça’larını birbirine kenetleyecek bir ‘parçalarüstü’ norm aramak yerine, mevcut farklı kültürler “eş düzeyde mutlak değerler eş yapıtlar” sayılmalı, “kültürün farklı katlarda farklı şekiller almasının teşvik edilmesi” ile “herkesin çeşitli katlarından yararlanmak isteyeceği zengin bir ‘haberleşme ve etkileşim ağı’ kurulmalıdır.

”Toplumun kontrol edilebileceği ve kontrol edilmesi gerektiği” görüşünü ve “toplum sorunlarının kolayca çözülebileceği inancı”nı bir kenara bırakıp, yeni bir “toplumsal bütünleşme çerçevesi”ne yönelmek gerekir. “Bütünleşme çerçevesi fertlere toplum içinde yeniden kök salabilecekleri bir örgütleşme olanağı sağlayan bir kurumlaşma ağı olarak ele alınmalıdır. Bu kurumlaşma ağının ana ilkesi toplumun merkezkaç şekilde yeniden örgütlenmesi olarak tanımlanmalı”dır.

Bu kısa yazı, Şerif Mardin’in düşünce ve analiz zenginliğini yansıtmaktan, bunu değerlendirmekten çok, okuyucunun ilgisini uyandırmayı amaçlıyor. Sağda ve özellikle solda, “gelişmeleri Batılı fikir kalıplarına göre değerlendirme”nin ve “tümcü toplumbilim” saplantısının kısırlaştırıcı etkisini aşmak, “ülkemizin öz toplumsal dinamiğinin anlaşılmasına” yönelmek isteyen herkes için Makaleler ciddi bir olanak.