İmralı süreci

İmralı süreci

Dün Anayasa Referandumunda Hayır ya da Boykot oyu verenler, demokrasinin demokratlar tarafından, demokrasi gibi ilahi bir güzelliği getirmek için yapılan bir şey olduğunu sanıyorlardı, bugün de barışın barışseverler tarafından, o ilahi barışı getirmek amacıyla yapılan bir şey olduğunu sandıkları için, AKP-PKK arasındaki yeni sürece “böyle barış olmaz” diye karşı çıkıyorlar.  Bunun bir de, “demokrasinin olmadığı yerde barış olmaz” versiyonu var.

Oysa yarım yamalak demokrasi faşizmden, yarım yamalak barış savaştan her zaman evladır. Kaldı ki yarım yamalak demokraside de barış bal gibi olur.

Barış da tıpkı demokrasi gibi politik kuvvetlerin somut mücadele ve uzlaşmasının bir ürünü olarak gerçekleşmiştir hep. Yalta ve Potsdam konferanslarında masa başında oturanları hatırlar mısınız – Stalin, Churchill, Roosevelt! Hangisi ne kadar barışseverdi ne kadar tutarlı demokrat? Tarihin en acı savaşına son verdiler. Tayyip Erdoğan ile Öcalan niye barış yapamasınlar?  

Savaş politikanın başka araçlarla devamı ise, barış da aynı şeydir, politikanın artık barışçıl araçlarla devam etmesine karar vermekten ibarettir. Bugün olan budur, her iki taraf da bunun kendi açısından daha yararlı olacağını görmüş olmasının bir tezahürüdür. Bugün ilerleyen süreci desteklemek için AKP yi ya da Erdoğan’ı veya PKK ya da Öcalan’ı “beğenmemiz”, “benimsememiz” gerekmiyor. Sadece barış ortamında yaşamak istemek gerekiyor.

Bir de şunu unutmamak gerekir, savaştan barışa geçiş sadece politik araçların değil kaçınılmaz olarak tüm politik aktörlerin de değişmesini getirir. Türkiye İmralı süreciyle şimdi bir tünele girdi, o tünelden çıkmayı başarabilirsek, çıktığımızda hepimiz girişteki bizden çok farklı birer biz olacağız. Herkes yeniden tanımlanacak, herkesin programı yeniden yazılacak – politik rejimde öyle.